29 Eylül 2009 Salı

Doğuda Eğitimin Durumu

Türkiye'de eğitim doğu-batı arasındaki toplumsal eşitsizliği giderebiliyor mu? Evetse nasıl, hayırsa eğitim sistemimizin bunu gidermesi için neler yapılabilir?
Not:Fikrinizin ne oldugundan değil, güzel savunabilmekten not alacaksınız. En iyi savunan kişi 100, geri kalanlar ona göre azalan notlar alacaktır.

56 yorum:

Natan dedi ki...

Eğitim bir ülkenin en önemli gerekliliğidir. Akıllıca uygulandığı takdirde ülkenin yarınları verilen eğitimle önceden belirlenebilir. Bu nedenle eğitimle demokrasi çok hassas bir terazi üzerinde durur. Sen halk önünde eşitlik, demokrasi diye kendini yırtsan bile; gelecek nesillere verdiğin eğitimde yönlendirici unsurlar taşıyorsan demokratik değilsindir. Soruya dönelim.
Bu soruyu cevaplayabilmek için öncelikle Türkiye'de ilköğretim ve liselerde uygulanan eğitimde yönlendirici unsurların var olup olmadığını, var ise nereye doğru yönlendirdiğini irdelemek gerekiyor. Aslında söylemlere baktığımız zaman CHP de AKP de din, dil, ırk, milliyet, cinsiyet ayrımı yapmayan tam demokrat bir Türkiye için çalışıyorlar. Peki uygulamaya gelince ne yapıyorlar? Önce buna bir bakmak lazım.
Malazgirt savaşından sonra Anadolu’da başlayan Türk yerleşimi farklı devlet isimleri altında günümüze kadar geldi. Yaklaşık bin yıllık bir tarihten bahsediyoruz. Bu süre içerisinde var olan Türk devletlerinin en önemli özelliği farklı etnik kimliklerin, farklı milletlerin bir arada olduğu devletler olmasıydı. Acaba eğitim hayatımız boyunca bu farklı etnik kimliklerden ve farklı milletlerden ne kadar bahsedildi? Bahsedildiyse bile, acaba bize nasıl tanıtıldı? Benim hatırladığım; farklı olanlar, her zaman isyanlarla, ayaklanmalarla, hainliklerle yani devlet içerisinde çıkardıkları sorunlarla tanıtıldı bize. Osmanlı Devleti için de böyle oldu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için de... Bana göre Türkiye’de eğitim faşizm, farklı olanlarla birlikte yaşayamama, farklı olanlara karşı tahammülsüzlük gibi unsurları içeriyor. Tarih Vakfı’nın hazırladığı "Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi" adında Türkiye’de eğitimin taraflılığını ve yönlendiriciliğini araştıran bir kitap var. Kitabın yazarlarından Mutlu Öztürk de makalesinde aynı konuya değinmiş. Şöyle diyor: Tarih kitaplarımızda "çocuk, genç, kadın, erkek" gibi özneler, yerini "Türk hükümdarı, Türk erkeği, Türk ordusu" gibi öznelere bırakıyor.
Aynı ayrılıkçı politika Ermeni meselesinde de devam ediyor. 1915 olaylarında ne olduğu, yaşananların nasıl tanımlanması gerektiği gibi konular, olayların henüz tanımlanmadığı noktada tamamen siyasetçileri ve tarihçileri ilgilendirmelidir. Ama maalesef 1915 olayları tarih kitaplarımızda “sözde” sıfatıyla belirtiliyor. Üstüne üstlük bir tarih kitabında bakın ne diyor: "Ermeniler, bulundukları bölgelerdeki Müslüman halka zulmettiler". Şimdi soru şu: Bu bilgileri alan çocukların Ermeni halkıyla ilgili ne düşünmesi beklenir? Hem de bu insanlarla aynı sınırlar içerisinde yaşamaktayken.
Gelelim Kürtler ve Alevilere. Çok ilginçtir ki yaklaşık on beş milyon Kürt ve beş milyon Alevi’nin yaşadığı ülkemizde; tarih kitaplarında Kürtler ve Aleviler hiç yer almıyor. Yani eğitimimiz Kürtlere ve Alevilere karşı ayrılıkçı tutumunu yok sayma politikasıyla gerçekleştiriyor. Fakat terör örgütü tanımının yapıldığı bölümde örnek olarak PKK veriliyor. Ayrıca alınan yeni kararla, “PKK’lıların” geçen sene Dağlıca Karakolu’na yaptıkları saldırı sonucu on iki askerin şehit olduğu olay da tarih kitaplarına girdi. Yani çocuklar Kürtler’i PKK olaylarıyla tanır hale geliyor. Bu ne demek? Çocukların gözünde Kürt demek, PKK demek oluyor.

Özet olarak, Türkiye’de demokrasi çatısı altında ciddi bir faşizm var. Söylemler maalesef gerçeklerin üzerini örtüyor. Yukarıdaki örneklerde gördüğümüz gibi, eğitim sistemimizde yönlendirici, ayrılıkçı unsurların olduğu aşikar. Bu nedenle Türkiye'de eğitim doğu-batı arasındaki toplumsal eşitsizliği giderebiliyor mu? sorusuna cevabım “Hayır”. Toplumsal eşitliği gidermenin ise; eğitimin, hukukun, yani devletin her biriminin temelinin sadece insan olduğu bir Türkiye’yle gerçekleşebileceğini düşünüyorum.

Kaynakça:
www.habervesaire.com
www.taraf.com.tr
www.gazeteport.com.tr

Adsız dedi ki...

Eğitim bir toplumda yaşayan insanların kendilerini bilmeleri,toplum içerisindeki yerini
almaları,bilgi ve becerilerini belirlemesi içn gerekli olan terbiyedir.Eğitim öncelikle ailede başlar
ve daha sonra aile dışında gerekse okul desteği ile tamamlanır.Eğitimin önemi bir toplumun kültür ve
ekonomik seviyesini dahi etkilediği için insanlar için önemlidir.Fakat ülkemizde dağılan kadın erkek
eşitsizliği gibi bölgelere göre eğitim eşitsizliği de önemli bir sorun olarak karşımıza
çıkmaktadır.Örneğin; doğu bölgesinde okuyan çocukların eğitim düzeyi batıda eğitim gören çocuklardan
farklı bir düzeydedir,bu fark ise tamamen doğu batı eşitsizliğini ortaya koymaktadır.Türkiye çapında
kurumlarca yapılan öss,oks vs.. sınavları doğuda başarı oranının çok büyük olduğunu ve kız erkek
öğrencilerinin başarısınıda apaçık ortaka koymaktadır. Bu eşitsizliğin sebepleri
dersliklerin,öğretmenlerin ve gerekli kaynakların yetersizliğinden direk olarak ortaya
çıkmaktadır.elbette bu sorunun tek sorumlusu yetkililer değil bir okadarda aileler de
sorumludur.yazımın başında da dediğim gibi kadın erkek eşitsizliğinin olması eğitimede etki de
bulunmaktadır.Günümüzde doğu bölgesine baktığımızda kızların erkeklere göre okuma oranı çok daha
düşüktür bu gerek dinsel olarak gerekse de ailelerin dar düşünceye sahip olmasından dolayı tekrar
eğitim eşitsizliğine değiniyoruz.Evet eğitim eşitsizliği var ve bunu ortadan kaldırmak için köklü
çözümler ortaya koymak gerekir , bu da sadece devletin yardımı değil büyük ölçüde aile bireylerinin de
yardımı şarttır.

Ömer KARAMAN

İlayda dedi ki...

Türkiye'de toplumsal eşitsizlik sorununun olduğu ve eğitimin bu sorunu gideremediği açıktır ancak toplumsal eşitsizliği giderme konusunda eğitim sisteminde yapılacak değişikliklerin çözüm niteliğinde olabilmesi ancak her vatandaşın bu eğitimden faydalanabildiği bir toplumda mümkündür. Ülkemizde eğitimin bu soruna çözüm olamaması, her bireye eşit şekilde ulaştırılamamasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle toplumsal eşitsizlik sorununu çözümlemek amacıyla, eğitim sistemindeki sorunların çözümünden önce, bu eğitim sisteminin her bireye eşit şekilde ulaşmasını sağlayacak ekonomik koşullar sağlanmalıdır. Toplumsal eşitsizliğin temeli olan eğitim eşitsizliğinin de engellenmesi ve doğu batı arasındaki uçurumun kapanması, ülkenin her bölgesinin dengeli bir biçimde ekonomik açıdan kalkınmasına bağlıdır.
1998 yılından önce Venezuela'da da toplumsal eşitsizlik önemli bir sorundu. Hugo Chavez'in iktidara gelmesiyle, toplumsal misyonların yanı sıra, yaratılan istihdam sayesinde toplumsal eşitsizlik büyük oranda azaldı. Toplumsal eşitsizliği körükleyen yoksulluk oranı 10 yılda 50.5'ten 24.5'e düştü. Venezuela örneğinde görüldüğü gibi, bu sorunun çözümünde devlet desteğinin önemi inkar edilemez. Üstelik Türkiye gibi devletin pek çok ekonomik alanda söz sahibi olduğu göz önüne alınırsa, devletin vereceği ekonomik desteğin ve yaratacağı istihdamın toplumsal eşitsizliği önlemede etkisinin oldukça büyük olacağı yadsınamaz bir gerçek. Bu açıdan devlete düşen görev yalnızca yasa çıkarmakla kalmayıp uygulamaya geçmek ki devletin bu konuda pasif bir rol üstlendiği açık. 1980 yılında başlatılan 'Kendi Okulunu Kendin Yap” kampanyası, devletin kendi görevini yerine getirmeyip vatandaşın üstüne yıkmasının bir kanıtı değil midir? 1978 yılında başlatılan Köykent projesini ele alalım. Proje, “köylünün kendi şehrini yaratması” fikriyle başlatıldı. Dünya Bankası'nın desteğiyle 300 milyon dolar gibi bir yatırımla köylerin kalkınması amacıyla büyük bir adım atıldı. Pilot bölge Ordu-Mesudiye'de proje kapsamında köylerin altyapı sorunları çözüldü, buralara okullar, spor salonları, kültür merkezleri kuruldu. Göç edenler gelişme sonucunda şehirlerine geri döndüler, bölgede nüfusun artmasıyla yeni evler yapıldı. Ancak hükümet değişikliğinden sonra proje durduruldu. Bölgede istihdam yaratılması amacıyla kurulan kereste fabrikası iflas etti ve köyün gerilemeye başlaması yetmezmiş gibi köylüler devletle icralık duruma geldiler.
Eşitsizliği önlemek ve geri kalmış illeri kalkındırmak amacıyla çıkarılan teşvik kanunu da aynı şekilde başarıya ulaşamadığı gibi ekonomik ve toplumsal eşitsizliği daha da derinleştirdi. Kanun amacından saptı, zaten gelişmiş batı bölgelerden olan Ege Bölgesi'ndeki 3 ilde yaratılan istihdam sayısıyla 21 doğu ilimizdeki toplam istihdam sayısı aynı kaldı.
Olaya diğer bir açıdan bakalım. Bilindiği gibi günümüzde batı bölgelerimizde yaşayan öğretmenler doğudaki illerde görev yapmaktan çekinmektedirler. Gerek can güvenliği, gerek yetersiz sosyal ve ekonomik koşullar bu çekinceyi açıklamaktadır. 1940 yılında günümüzde yaşanan bu sorunu tamamıyla önleyebilecek “köy enstitüleri” açıldı. Bu enstitüler her köyün kendi öğretmenini yetiştirmesi ve köyü, köylüyü tanıyan öğretmenlerin yetişerek kırsal kesimde yaşayan insanlara hem okuma yazma gibi temel beceriler kazandırmaları hem de tarım ve hayvancılık hakkında teknik bilgileri vermeleri fikri üzerine kurulmuşlardı. Kırsal kesimin kalkınması yolunda büyük bir adım olabilecek bu proje, yine devlet eliyle durduruldu ve enstitüler kapatıldı.
Tüm bu örnekler ışığında görülüyor ki, devlet doğu batı arasındaki uçurumun kapanması adına hiçbir şey yapmadığı gibi faydalı olabilecek projeleri de durdurarak eşitsizliği adeta körüklüyor.

İlayda dedi ki...

Eşitsizliği gidermede eğitimin rolünden söz etmeye sıra bile gelmiyor; çünkü bu eğitimi vatandaşa ulaştıracak ve toplumsal eşitsizliği önleyecek destek devletten bir türlü gelmiyor. Verdiğim örnekler ve mevcut bilgiler doğrultusunda, eşitsizliğin asıl nedeninin devletin ekonomik ve sosyal açıdan desteğini halktan esirgemesinin toplumsal eşitsizliğin en temel nedeni olduğu gerçeğine kolayca ulaşılabilir. Bu sorunun çözümü için yapılması gerekenler; yeni projelerin üretilmesi ve bunların siyasetten bağımsız olarak devamlılığının sağlanması, ayrıca dengeli bir büyüme ve gelir dağılımı için devletin geri kalmış doğu illerimizi her açıdan desteklemesi, en azından temel görevlerinden kaçmayarak ülkenin doğusunun kalkınmasını sağlamasıdır.
Kaynakça:
www.yapi.com.tr
www.yuksekovahaber.com
http://ansiklopedi.turkcebilgi.com
www.radikal.com.tr

nilay göncü dedi ki...

Türkiye'deki eğitim sistemi doğu-batı arasındaki eşitsizliği halen gideremediği için doğulu ve batılı olarak ayrıdığımız insanlar var malesef..
Ama bence öncelik olarak eğitim ve öğretim kavramlarını birbirinden ayırmalıyız. genellikle doğudaki ve batıdaki birçok ilköğretim ve lisede eğitimden çok öğretim veriliyor(kendini geliştirmiş, öğrencilerini sosyal faaliyetlere teşvik eden lise ve ilköğretimler hariç). yani öğrenciyi bir birey olarak geliştirmek,öğrencinin sosyal hayatını geliştirerek ona daha sağlam bir alt yapı oluşturmak,öğrencinin bireyseliğine saygı duymak ve bireyselliğini savunmasından çok öğrenmesi gerektiği dersler(matematik,dil bilgisi, vs..) öğretilip geçiliyor. bu acınası durum batıdaki okullarda olduğu gibi doğudaki okullarda da var.ama malesef doğudakinde çok daha fazla.
doğudaki herhangi bir okula giden öğretmen zaten muhtemelen oraya isteksizce atanmıştır,mecbur olduğu için gidiyordur. zaten isteksiz olan öğretmenin öğrencilerine katabileceği çok fazla birşey olmaz diye düşünüyorum. birde bunun üstüne doğuda zaten okul sayısının az olması,var olan okulların ise içerik açısından da(öğretmen,kütüphane,sosyal aktivite alanı,laboratuvar gereçleri,vs..)yetersiz olması 1-0 doğunun geriden başlamasına yol açıyor.
bir de bunun üstüne doğudaki ailelerin bilinçsiz olması,çocuklarını okula göndermek yerine ayakkabı boyatması,çaycılık yaptırması gibi şeyler olunca bu fark çok daha büyüyor.
demek istediğim bu sorunun kökü aslında sandığımız kadar basit değil. yani sadece sistemin değiştirlmesi çözüm oranını bence %30 gibi bir oranla değiştirecektir. çünkü diyelim ki sistem değişti,doğudaki okullar batıdaki okulların seviyesine getirildi biraz bile olsa,öğretmenler daha istekli ve daha verimli dersler işliyor,öğrencilerin sosyal aktivite alanları oranı arttırıldı, peki bilinçsiz aile hala çocuğunu okula göndermiyorsa?!
özetlersem sistem değişmeli,daha özenli ve daha modern içerikli,daha yeterli okullarda okumalı öğrenciler,ama okulun içeriğini değiştirmek yeterli olmayacaktır hiçbirzaman. o yöredeki insanları,aileleri de bilinçlendirmek gerekiyor.
bunun içinde şöyle bir yol izlenebilir; devlet öyle bir okul imkanı sundu diyelim doğuya,okula öğretmenler atandı,labaratuvarlar yenilendi,kütüphane geliştirildi, ordaki yöre halkını okula davet edip onlara açıklamalı eğitim ve öğretimin ne kadar önemli olduğunu,çocuğun çaycılık yaparak hayatını maddi manevi kurtaramayacağını ama eğer okursa ona çok daha farklı kapıların açılacağını somut örneklerle göstermeli.

ama ben olaya birde farklı açıdan bakıyorum; sadece doğuyu düzeltmek çözüm mü? hayır,batıdaki insanın doğulu insana bakış açısını düzeltmek te gerekiyor. kendimden örnek verirsem ben urfalıyım,urfada büyüdüm,ama urfayla sınırlı bir hayatım olmadı hiçbirzaman,Türkiye'de birçok yeri gördüm,5 yaşında yüzmeyi öğrendim, vs.. ben birisine urfalıyım dediğimde aaa inanmıyorum hiç benzemiyorsun diyor.. urfalı bi insan nasıl olmalı ki?! yani biçimlendirilmiş bir doğulu şekli var da ben mi bilmiyorum bunu? benim çevremde olan herkes benim yaşadığım tarzda hayat yaşıyor olmasına rağmen.
evet doğu batıdan daha geride eğitim olarak,bu aşikar. ama batıdaki insan ne kadar bilinçli doğu hakkında? ya da ne kadar araştırmacı? yani televizyonda gördüğü doğuyu tanıtma amacıyla yayımlanan saçmasapan dizilerden izlediği kadarıyla yetinmek ve bütün insanları o dizide gördüğü gibi gündelik hayatta şalvar giyiyor,çarşafa giriyor,kadınlar sokağa çıkamıyor,aşiret kavgalarında kan gövdeyi götürüyor,herkesin belinde silah var sanıyor olmak ne kadar doğru?

nilay göncü dedi ki...

İlayda'nın ^^Ülkemizde eğitimin bu soruna çözüm olamaması, her bireye eşit şekilde ulaştırılamamasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle toplumsal eşitsizlik sorununu çözümlemek amacıyla, eğitim sistemindeki sorunların çözümünden önce, bu eğitim sisteminin her bireye eşit şekilde ulaşmasını sağlayacak ekonomik koşullar sağlanmalıdır. Toplumsal eşitsizliğin temeli olan eğitim eşitsizliğinin de engellenmesi ve doğu batı arasındaki uçurumun kapanması, ülkenin her bölgesinin dengeli bir biçimde ekonomik açıdan kalkınmasına bağlıdır.^^ düşüncesine katılıyorum.
çünkü eğitim sistemini değiştirsek bile acaba o eğitim sistemine destek olabilecek ekonomik durumda mı aileler?
peki aileler o ekonomik güçte değilse göndermesinler mi çocuklarını okula?! böyle bir karamaşanın içinden bizi sıyıracak tek şey devletin sağlaması gereken imkandır. şöyle ki; eğer devlet kurumuna bağlı bütün okulları eğitim ve öğretim,kütüphane,labarotuvar açısından standart bir seviyeye getirirse ekonomik gücü olmayan ailenin çocuğuna iyi bir gelecek hazırlamasında bir nebze de olsa faydası olur..
zaten eğer ekonomik açıdan yoksun olan bölgede okul ve eğitim düzeyi artarsa o bölgedeki negatif ekonomik durum ortadan kalkmaya başlar.

ÖMER dedi ki...

ilayda'nın da dediği gibi eşitsizlik sorununda eğitime bir türlü sıra gelmedi.herşeyden önce devlet önce ailelerin ekonomik sorunlarını bir nebzede olsa ortadan kaldırıp aileleri çocuklarını okula göndermeleri için teşvik etmeleri gerekir.bu durum ele alınmadığı taktirde aileler çocuklara geleceğin cevheri değil sadece okonomik gelir kaynağı gözü olarak bakmaya devam edicektir.ekonomik sorunun boy gösterdiği doğu bölgelerinde okul çağındaki çocuklar bile okula gitme isteğini gözünden silip sadece gerek göç ederek gerekse bölgenin gelir kaynağına yönelmeye çalışıyor.örneğin;bire bir şahit olduğum bir olayı anlatmak istiyorum.doğu bölgesinde olan Ağrı ilimizde eğitim yaşındaki bir çocukla yaptığım kısa dialogda çocuğa ^^büyüyünce ne olmak istediğini sordum^^ ve aldığım cevap ^^ben ilkokulu bitirip istanbul da garsonluk yapmaya gideceğim.^^ oldu.işte bu çocuğun verdiği tek cümlelik cevap bile eğitimdeki ilerlemenin büyük sorunu olan ekonomik durumu gözler önüne seriyor.


Ömer KARAMAN

Natan dedi ki...

Sevgili arkadaşımız İlayda’nın “Toplumsal eşitsizlik sorununu çözümlemek amacıyla, eğitim sistemindeki sorunların çözümünden önce, bu eğitim sisteminin her bireye eşit şekilde ulaşmasını sağlayacak ekonomik koşullar sağlanmalıdır.” düşüncesine katılmadığımı belirtmek isterim. Elbette eğitim sisteminin her bireye eşit şekilde ulaşması önemli bir gerekliliktir. Fakat; “eğitim sistemindeki sorunların çözümünden önce” vurgusu beni tedirgin ediyor. Yanlış verilecek eğitimin ülkeyi kaosa sürükleyebileceğini göremiyor muyuz? Kendi yazımda verdiğim örnekleri hatırlayalım. Bu ülkenin neredeyse yarısını farklı etnik kökenler, farklı dinler, farklı mezhepler oluşturuyor. Eğer çocuklarımıza verdiğimiz eğitimde bir arada yaşamayı, demokrasiyi öğretmek yerine; bizden olmayanları diğerleri olarak nitelendiren, onları kimi zaman terörist, kimi zaman hain, kimi zaman kan emici gibi çirkin kelimelerle adlandıran, ayrılıkçı bir eğitimi verirsek ülkenin bölünmesinin kaçınılmaz olduğu açık değil mi? Bana göre eğitim sistemi düzeltilmeden doğuya yapılacak her türlü yatırım toplumlar arası eşitsizliği gidermenin aksine körükleyecektir.

Ayrıca Hugo Chavez’in liderliğindeki Venezuela’da toplumsal eşitsizliğin azalması ve yoksulluk oranındaki %26’lık düşüş örneğinin bizi pek ilgilendirmediğini düşünüyorum. Çünkü Venezuela’da sosyalist bir rejim hakimdir. Sosyalist rejimlerin temeli zaten sosyal ve ekonomik eşitliğe dayanır. Türkiye kapitalist bir ülke olduğu için karşılaştırma yapılamaz.

nilay göncü dedi ki...

Natan'ın ^^bizden olmayanları diğerleri olarak nitelendiren, onları kimi zaman terörist, kimi zaman hain, kimi zaman kan emici gibi çirkin kelimelerle adlandıran, ayrılıkçı bir eğitimi verirsek ülkenin bölünmesinin kaçınılmaz olduğu açık değil mi?^^
sözü doğru,ama şu anki eğitim siztemimiz mi bunu veriyor yoksa toplumun eğitimsizliğinden dolayı konuşurken seçtiği kelimeler mi buna yol veriyor? bence önce bunu ayırt etmeliyiz.
yani somut olarak incelediğimizde zaten kökten gelen bir eğitimsizlik var ki bunu şu anda güncel olarak yayımlanan tartışma programlarında dahi görebiliyoruz.
peki 40 küsür yaşına gelmiş eğitimsiz bir insana nasıl konuşması ve nasıl doğru,salt,bireysel kendi düşüncesini savunması gerektiğini öğretmek mi kolay olur yoksa eğitim ve öğretim hayatına yeni başlayacak bir çocuğa öğretmek mi? sonuçta bu işe bi yerden başlamak gerekiyor değil mi?

İlayda dedi ki...

Natan'ın yazısında değindiği konulara katılıyorum.Eğitim sisteminin bir ülke için gerçekten önemli olduğu ve o toplumu şekillendirdiği inkar edilemez. Ancak benim anlatmak istediğim eğitim sistemine verilecek önemin gereksiz bir ayrıntı olduğu değil, bu sistemin her vatandaşa eşit şartlarda ulaştırılmadan değiştirilmesinin eşitsizlik giderme konusunda faydasız olacağıdır. Toplumsal eşitsizlik probleminin doğunun da batıya bakışını değiştirmeden çözülebileceğini sanmıyorum, eşitsizliğin giderilmesi sorununda tek taraflı bir çözüm, çözüm değildir. Hem batı hem de doğunun farkındalık kazanması gerekir. Bu farkındalık ancak eğitimle kazanılabilir. Ancak doğuda yaşayan ve eğitimden yeterince faydalanamayan bireylerin bu farkındalığı kazanamayacakları açıktır. İşte tam burada da eğitim sisteminin değiştirilmesinden önce eğitimin her vatandaşa aynı şartlarda ulaştırılması tezime dönüyoruz. Ayrıca Venezuela örneğini vermemdeki amaç yazım daha dikkatli okunduğunda ortaya çıkacaktır. Orada vurgulanan nokta devletin toplumsal eşitsizliği gidermedeki rolüdür bu açıdan konumuzla tamamen alakalıdır.

İlayda dedi ki...

Toplumsal arası eşitsizliğin devletin ekonomik desteği ile giderilebileceğini düşündüğüm için Natan'ın doğuya yatırım yapılması durumunda eşitsizliğin körükleneceği fikrine de katılmıyorum. Bence doğu batı ayrımını yaratan devlettir. İlk yazımda belirttiğim gibi devlet doğuyu hiçbir şekilde desteklememekte, geri kalmış bölgeleri geliştirme amaçlı çıkarılan teşvik kanununu bile batıya yatırım yapmak için bir fırsat olarak kullanarak doğuya üvey evlat muamelesi yapmaktadır. Eğitim sistemindeki bozukluk bu ayrımcılığı körükleyebilir, ancak temel sorun devletin tavrında aranmalıdır.

Natan dedi ki...

Devletin önemini vurgulamak istediğini anlıyorum. Fakat demek istediğim, ancak sosyalist rejimlerde devlet bu kadar öne çıkabilmektedir. Liberalizm, sosyalizmin aksine devletin piyasadan elini çekmesini ister. Bence Venezuela örneği güzel bir örnek. Fakat devletin eğitime etkisinden ziyade, devletin “ekonomik sisteminin” eğitime etkisi adına güzel bir örnek.

İlayda’nın söylediği hiçbir şeyin yanlış olduğunu düşünmüyorum. Ama bazı noktalara takılıyorum. İlayda toplumlar arası eşitsizliğin devletin ekonomik yatırımla düzeleceğini düşündüğünü söylüyor. Benim düşüncem, devletin yapacağı ekonomik yatırımlar sorunun çözümü sürecinde atılması gereken ikinci adımdır. Önce hem beyinlerde hem uygulamalarda farklı kökenlere olan bakışlardaki bozukluklar giderilmelidir. Ekonomik yatırım zaten arkasından gelecektir. Devletin doğu yerine batıya yatırım yapmasının sebepleri de siyasi sebeplerdir. Bu nedenle bu sorun bir anda çözülemeyeceğine göre, gelecek nesillerin bu tür siyasi düşüncelere sahip olmaması gerekir. Ama şu an ki eğitimimiz bunu sağlayacak nitelikte değildir. İlayda’nın dediği gibi: “Temel sorun devletin tavrında aranmalıdır.” Devletin tavrı ekonomik değil, siyasidir.

Natan dedi ki...

Nilay'ın sorusuna cevap olarak: Görüşlerimi bildirdiğim yazımda örneklerle belirtiğim gibi, bahsettiğim ayrılıkçı yaklaşım direkt olarak eğitim sistemimizde var. Türk Tarih Vakfı bu konuyla ilgili çarpıcı bir çalışma yapmış. Yani sorun eğitimsiz insanların konuşurken seçtiği kelimelerle sınırlı kalmıyor. Bu, çok daha ciddi bir sorun.

İlayda dedi ki...

Konuya genel bir bakış açısı ile yaklaşıldığında şu ana kadar hepimizin aslında ortak bir paydada buluştuğu, eğitimin toplumsal eşitsizliği gideremediği ve eğitim sistemimizin bu eşitsizliği engellemede yetersiz kaldığı fikri ortaya çıkmaktadır. Daha önceki yazımda belirttiğim gibi bu eşitsizliği gidermede insana eğitim yoluyla farkındalık kazandırmanın rolü yadsınamaz. Ancak ben bu farkındalığın yalnızca zaten eğitime ulaşım konusunda zorluk çekmeyen batı tarafından kazanılmasını değil, aynı zamanda doğuda eğitim hzimetlerinden yeterince faydalanamayan bireyler tarafından da kazanılması gerektiğini düşünüyorum. İşte bu nedenle önce eğitimin her vatandaşa eşit şekilde ulaştırılması gerekiyor. Ekonomik kalkındırmanın ve yatırımların da bu yönden ilk sırada gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Tekrar ediyorum, eğitimin etkisi kesinlikle inkar edilemez. Ancak bence önemli olan toplumsal eşitsizliği engellemede çok önemli rolü olan eğitimin önce herkese ulaştırılması ve herkesin bundan faydalanmasının sağlanmasıdır. Önceden belirttiğim gibi, tek taraflı çözüm, çözüm değildir yani eğitimle sağlanabilecek düşünce değişikliği yalnız batının bakış açısının değişmesiyle çözülemez.Bu sorunun çözümü için devletin ihmalleri veya "bilinçli tavırları" ( bu noktada Natan'a devletin tavrının siyasi olması açısından katılıyorum ancak devlet siyasi tavrını ekonomik yollarla yansıtmaktadır.) giderilmeli, doğunun gelişimi için akılcı çözümleri üretilmelidir. Ancak bu sayede doğu kendini bu devlet içinde değerli ve eşit hissedebilir, devlete karşı mevcut önyargısı kırılır, bu sayede kendini izole etmez. Eğitimin katkısı inkar edilemez ancak bence ilk önce devlet doğuya yaptığı yatırımlarla oradaki insanların kafalarına, onların değerli ve batıyla eşit oldukları düşüncesini yerleştirmeli, ardından ulaştırılacak eğitim hizmetleriyle bu topluma ait olma bilinci ve farkındalık kazandırılarak toplumsal eşitsizliği önleme yolunda önemli bir adım atmalıdır.

Orhan dedi ki...

Anladığım kadarıyla hepiniz (Natan,İlayda, Nilay,Ömer) devletin rolünün yadsınamaz olduğunu kabül ediyorsunuz. Olayı biraz somutlaştıralım.
*Natan devletin ders kitaplarında bazı yanlışlarından bahsetti. Bunlara somut örnekler sunabilir miyiz?
*Devletin ne yapması ve ne yapmaması gerektiğinden somut örneklerle bahsedebilir miyiz? Mesela eğitime ayrılan bütçe mi artırılmalı, yoksa doğuya yapılan güvenlik harcamaları mı? Yoksa başka şeyler mi?

nilay göncü dedi ki...

ben eğitime ayrılan bütçenin artmasından taraftarım,başka şeylerde yapılmalı ki bunları daha sonra açıklayacağım.
eğitime ayrılan bütçenin artması demek daha önceki yazımda belirttiğim gibi devlet kurumlarına ait okulların modern ve gelişmiş aynı standartlara sahip olması demektir.yani okulların daha verimli ve daha içerikli hale getirilimesi gerekiyor,böylece ekonomik gücü olmayan ailenin çocuğu yinede iyi bir okulda eğitimini tamamlayabilir bu şekilde.
devletin yapması gereken bir başka şey ise okulların, ders içeriklerini daha tarafsız bir şekilde işlemesini sağlamaktır,bunun için gerekirse öğretmen adaylarının bile eğitim sistemi değiştirilmelidir.çünkü ilköğretime giden bir öğrenci kendisine model örnek olarak öğretmenini alır.öğretmen kendi şahsi düşünceleriyle(siyasi ve dini görüşler) öğrencisini etkiler,öğretmen işlediği sosyal derslerde(tarih,sosyal bilgiler,coğrafya vb..) bu görüşlerini katarak anlatırsa öğrenci bundan etkilenir ve kendi salt düşüncesi olarak o öğretmenin düşüncesini benimser zamanla.
özetle devletin üstüne birçok görev düşüyor;okul standartlarını yükseltmek te bana göre öncelikli bir sırada. çünkü okul standartları yükselirse daha bilinçli, daha özgüveni yüksek bireyler oluşur.
eğer bir bölgeyi değiştirmek istiyorsak ekonomik güç sağlansa bile eğitim olmazsa o sağlanan ekonomik güç bilinçsizce kullanılacağından heba edilmiş olur.

Fatih dedi ki...

Türkiye’de ki toplumsal eşitsizliğin eğitimde ki nedenlerini 4 maddeye ayırdım ve her maddenin kendimce çözümünü yazdım. İlk anlatmak istediğim sorun iletişim;
Doğu batı arasında çok büyük bir kültür farkı olduğunu artık hepimiz biliyoruz ama daha önemlisi dil farkı var ortada. Kısa bir zaman önce hatta şuan bile bazı köylerde hala çocuklar Türkçe konuşmayı bilmeden Türkçe okumayı ve yazmayı öğrenmeye çalışıyor. Doğal olarak eğitim sistemindeki ilk kara delik ortaya çıkıyor. Bence bu kadar yüksek bir nüfus olan topluma temel eğitimlerini kendi dillerinde verip devamında Türkçeyi öğretmeliyiz ve öğretim hayatlarına geçmeliyiz. Tabii bu eğitim ve öğretim tarafsızca ve hiçbir ideoloji ile bağdaştırılmadan verilmeli.
İkinci kara delik doğuda ki ailelerin eğitime bakış açısı. Çoğu anne baba okuma yazma bilmezken ve hayatın sadece geçinecek kadar para kazanmak olduğunu düşünürken biz onlardan sosyal hayatı, herhangi bir iş konusunda yeterli bilgisi veya yeteneği ve bir bakış açısı olan bireyler yetiştirmelerini bekliyoruz. Eğitime önce ailelerden başlamalıyız zorlada olsa onlara öğretmeliyiz eğitim ve öğretimin çocuklarına neler kazandıracaklarını bu yolda çocuklarına nasıl yaklaşmaları gerektiğini iletmeliyiz. Belki silah bıraktıramadık ama kalem tutturmayı başarabiliriz.
Üçüncü kara delikten bahsedelim: Bu topraklarda yıllardır süre gelen bir savaş var. Cumhuriyet öncesine kadar dış ülkelerle cumhuriyet sonrası ise kendi içerisinde. Biz lise 1 deyken her sabah bir saat klasik müzik eşliğinde kitap okuma derslerimiz vardı ancak doğuda saatlerce mermi sesi eşliğinde alfabe öğrenme dersleri verildi. Çocuklar silahların gölgesinde eğitim aldı. Anne-babalar evde kendi ideolojilerin, okulda ise devlet farklı bir ideoloji öğretmeye çalıştı. Ama 2 tarafta birbirlerini suçlarken ve yüceltirken neden onun suçlu neden kendisinin yüce olduğunu anlatmadı, sadece onlar kötü biz iyiyiz dediler. Devlet orada ki ailelere ve çocuklara ulaşabilmeli ve onlara doğruyu yanlışı tekrar tekrar anlatmalı. Maalesef önümüzde bir ırka başka bir ırkın kültürünü aşılamaya kalkışan bir devlet var ve bunun en büyük örneği dersim isyanı sırasında devlet tarafından alınıp başka ailelere verilen kız çocuklarıdır. Bu kızları Türk kültürü ile büyütüp gelecek nesillere türk kültürünü aktarmaları için bazı askeri ailelere verildiği gerçeği vardır. Bu konu hakkında geniş bilgiyi Nezahat Gündoğan’ın hazırlamakta olduğu dersim belgeselinde bulabilirsiniz. Devlet önce çocuklara gerçekleri ve o gerçeklere neden olan olayları ya da bağlantıları öğretmeli, bu her şey için geçerli bence . Örneğin “sin53=0,8 çocuklar, bunu iyi ezberleyin” söylendi bize ama kimse nasıl 0,8 olduğunu anlatmadı. Natan ‘ın yazsında ki Mutlu Öztürk makalesi örneği gibi Tarih kitaplarımızda "çocuk, genç, kadın, erkek" gibi özneler, yerini "Türk hükümdarı, Türk erkeği, Türk ordusu" gibi öznelere bırakıyor. Yıllarca aynı coğrafyada büyüyüp aynı dereden su içtiğimiz Ermeninin, Çerkezin, Lazın tarihimizde ki yerini hiç kimse anlatmadı. Burada şunu belirtmek isterim ki John Locke’un dediği gibi her insan “tabula rasa” yani beyaz sayfa olarak doğar ve doğuştan hiçbir bilgi ve doğruyu taşımaz. Sonradan verilen eğitimler ve öğretimler ile bir birey haline gelir. Batı ve doğu arasında ki eğitim farkına bakacak olursak, demek ki verilen eğitim de bir farklılık var ki bu çocuklar arasında büyük bir uçurum oluştu.

Fatih dedi ki...

Dördüncü kara delik ekonomik sıkıntılar. Devletin eğitime ayırdığı bütçe ile savunmaya ayırdığı bütçe arasındaki farkın çok yüksek olması yaşanan çatışmaları adeta körüklüyor. Kısacası: Eğitmiyorsun, eğitim almayan doğu insanı yanlışa yöneliyor ve sana kurşun sıkıyor sonra sen onun kurşununa karşı kurşun sıkıyorsun buda sana ayrı bir savunma bütçesi gerektiriyor ve bu kısır döngü sürüp gidiyor. Büyüklerin hatalarının cezasını çocuklara çektirmemeliyiz. Çoğu köyde çocuklar tek öğretmenli harabe dersliklerde öğrenim görüyor. Kütüphane, laboratuar vb okul bölümlerinden bahsedemiyoruz bile Ekonomi ve eğitim ikiz kardeş gibidirler ama eğitim ilk doğan kardeştir ikisi her zaman beraber gelişirler ancak ilk desteği sağlayan ekonomi değil bence eğitimdir. Mehmet Fatih Zırhlıoğlu

Ali Kaan dedi ki...

Eğitimin toplumdaki gerekliliğine değinmeden önce devletin ne yapması ve ne yapmaması gerektiğinden biraz bahsetmek istiyorum.
Öncelikle ülkemizde verilen eğitim sizlerinde bahsettiği gibi yetersiz.Olanaklar ve bütçe de yetersiz.Ama bazı özel kuruluşlar ufak çaptaki kampanyalarla , eğitim eksikliğinden habersiz olan insanlarımızı doğrudan bilinçlendirmek istiyor.Bu kampanyaların çoğunu medyadan duymuşuzdur.Doğudaki okullarımızın yenilenmesiyle, yine doğudaki kız çocuklarımın okuması desteklenmesiyle, çeşitli kitap yardımlarıyla bağışlara dayalı kampanyalar yapılmıştır.Çoğu da hala devam etmektedir.
Şunu demeye çalışıyorum.Batıdaki insanımızın , doğudaki eğitim yetersizliği konusunda bilinçlenmeye ihtiyacı var.Eğer bu kampanyalar hiç olmasaydı belki durum daha da kötüye gidecekti.
Ama tabii ki bu yük sadece topluma kalmamalı devlet bu büyük sorumluluğu sadece halka bırakmamalı.Çünkü bu ciddi sorun ufak kampanyalarla ve üç beş "büyük ağabeyimizin" biraraya gelerek iki okul kurmasıyla çözülücek kadar basit değil.Nilay'ın dediği gibi ben de eğitime ayrılan bütçenin artmasından yanayım ve eğitim alanındaki çalışmaların hızlandırılmasından yanayım.

İlayda dedi ki...

Ben toplumsal eşitsizliği oluşturan eğitim eşitsizliği sorununun temel nedeninin ülkemizde ekonomik açıdan eşitlikçi bir kalkınma olmaması probleminde yattığına inanıyorum. Bu açıdan yalnız eğitim harcamalarına ayrılan bütçenin artmasından değil, bunun yanı sıra bu bölgeleri ekonomik açıdan kalkındıracak yatırımlar yapılmasını sağlayacak bütçenin artmasından da yanayım. Bu fikrimin altını somut kanıtlarla doldurmak amacıyla "Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Sosyal ve Ekonomik Öncelikler" adlı TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) araştırmasına değinmek istiyorum. Araştırma kapsamında Malezya, eşitlikçi kalkınma açısından atılan adımlarda örnek olarak gösterilmiştir ve Türkiye'yle dolaylı olarak karşılaştırılmıştır. Malezya da Türkiye gibi farklı etnik kimlikleri bir arada bulunduran bir ülke olduğundan bir kalkınma planı hazırlanırken iki noktada yoğunlaşılmıştır. Bunlarda ilki yoksulluğun kaldırılmasıdır -ki bu ancak devletin ekonomik desteği ve yatırımlarıya olacaktır- diğeri de sosyal yapılandırmanın sağlanmasıdır. Sosyal yapılandırmanın sağlanması da eğitimle sağlanacaktır ancak bu planda da görüldüğü gibi ilk sıra yoksulluğun ortadan kaldırılmasına verilmiştir çünkü insanların alım güçleri arasında uçurumun olduğu bir ülkede eşitlikten bahsedilemez. Dolayısıyla Malezya örneği de ekonomik şartların düzeltilmeden eğitim hizmetlerinden yeterince faydalanılamayacağını destekler niteliktedir. Bu konuda tüm bu araştırmalar doğrusunda TESEV'e de göre devletin en önemli görevi, geri kalmış bölgelerin gelişmiş bölgelerle aynı seviyeye çekilmesidir. Daha önce de belirttiğim gibi ekonomik eşitsizliğin kalkması, doğuda yaşayan insanların kendilerini batıyla eşit şartlarda görmelerini sağlayıp, insaların devlete bağlılıklarını arttırarak kendilerini tam anlamıyla bu ülkenin vatandaşı olarak görmelerini sağlayacak ve bu da toplumsal eşitsizliğin giderilmesinde önemli rol oynayacaktır.

ömer dedi ki...

Devlet önce iç sorunlarını halledip orduya özellikle doğu bölgesine ülkemizin gelirinin yaklaşık %60 ını ayırıp eğitimi ve diğer bir çok konuyu geri plana atması öncelikle eğitim sorununa yol açıyor.devlet bu sorunları ortadan kaldıramadığı için ailelerde eğitimi ikinci plana almasına yol açıyor.eğer devlet doğu bölgesindeki ailelerin birinci sorunu olan ekonomik sorununu ve güvenlik sorununu yok ettiği taktirde ailelrinde para kazanacak yeni bir bireye ihtiyaç duymayacak ve güvenlik açısında çucuklarını gönül rahatlığıyla eğitime göndereceğine inanıyorum.bir çok aile çocoklarını sadece para kazanması gereken bir birey olarak değerlendiriyor,ailelerin bu düşünce yapısı özellikle doğuda çok çocuklu aileleride ortaya çıkarıyo.Bu problemlerde tabiki ilk olarak EĞİTİMDEKİ EŞİTSİZLİĞİ gözler önüne seriyor.devlet eğitime olan maddi yardımı da arttırmalıdır.

ömer dedi ki...

Devlet yakın zamanda iş adamı Fadıl AKGÜNDÜZ'ün Siirt'te açmak istediği otomobil fabrikasını açmasını engellemesi,doğu bölgelerinde ki sınır kapılarında ki ticaret alanını engellemesi ve buna benzer birçok örneğiyle bence devletin doğu bölgesinde okonominin gelişmesini ve buna bağlantılı olarak eğitimide engellediğide benim sadece düşüncelerimden biri.

ömer dedi ki...

ilayda'nın yazısında dedği gibi öncelikle batının doğuya bakış açısının değiştirilmesi ve eğitim eşitsizliği gibi bir sorunun konusunun açılmaması bile gerekiyor.çünkü şuanda ülkemizde eğitim yaşındaki çocukların gelecek zaman da birer devlet adamı olmaları şüphesizdir.bu yüzden sorunlara çözüm bulacak insanlar şimdi eğitim alaması gereken çocuklar ise devlet bunun için eşitsizliği bozmadan her türlü desteği sağlamak zorundadır ve doğuda yaşayan insanları ikinci sınıf canlılar gibi ve bizden olmayan insanlar gözüyle bakmak belkide eşitsizliğin en kuvvetli temelidir.

Bahar dedi ki...

Eğitim bir toplumun kendini geliştirebilmesin de en büyük araçtır. Çünkü eğitim bir toplum için çok önemlidir. Eğitimin olmadığı yada az olduğu yerlerde bence bir gelişmede olamaz. Maalesef bizim ülkemizdede eğitime fazla önem verilmiyor ve bu yolda fazla bütçe ayrılmıyor ve toplumsal esitsizliğe yol açılıyor. Türkiyede'ki eğitim de bu doğu-batı arasındaki eşitsizliğe yetmiyor ne yazıkki. Hatta bence devlet hiçbir çalışma yapmıyor yada fikir çok ama icraat yok. Doğudaki birçok çocuk okumak istiyor ama ya okul çok uzak yada orada okul yok. Tabii okumak isteyen için her yer okuldur. Yani okul yapılabilir ama en önemli sorun oraya eğitimcilerin gitmek istememeleri. Doğuda görev yapmak güya zorunlu ama ne yazıkki kimse gitmek istemiyor. Çünkü orayı bazıları gelişmemiş, gidilemez yada gidilecek esn son yer olarak görüyorlar. Tayini çıkanlar ise oraya gitmemek için her yolu deniyorlar yada oraya kpss ye girmiyorlar ki maalesef böyle düşünen birsürü insan tanıyorum. Bence çok yanlış ve bu eşitsizliğin sorumlusu sadece devlet değil bu düşünceye sahip olan insanlarda.
Bu eşitssizliği gidermenin yolu bişeylerin lafta kalmasından değil sölylenip yapılmamasından kaynaklanıyor çünkü yıllardır türkiye de doğu-batı eşitsizliği konuşuluyor ama bir kademe bile yol gidilemedi. Çünkü herşey sadece lafta kalıyor.

Begüm Erşen dedi ki...

Türkiye'de eğitim doğu-batı arasındaki eşitsizliği giderebiliyor mu sorusuna evet yada hayır diye net bir şey söylemek bana kalırsa mümkün değil.Bu kişinin olaya bakış açısına göre değişebilir.Arkadaşlarımın dediklerine yer yer katılıyorum.Benim hayır dediğim şeyi başka insanlar somut örneklerle veya kendince haklı sebeplerle evet olarak nitelendirebilirler.Benim fikrime göre eğitim doğu-batı arasındaki eşitsizliği gidermiyor. Daha doğrusu gideremiyor.
Devlet içinde bulunduğu durumu korumak için varolan sistemin değişmemesinden yana. Onların yaptıklarına kayıtsız kalan ve her dediklerinin doğru olduğunu inandırdıkları Doğu bölgelerinin , bilinçlenip Batı bölgelerdeki insanlarla aynı duruma gelmeleri herhalde devletin en son istediği şeydir.Bu yüzden bu eşitsizliği gidermeye çalışmak için hiç bir şekilde uğraşmıyorlar.Eğitimde bu değişimin öncüsü olabilicek bir kavram olduğu için özellikle Doğu bölgelerde eğitime verilen önem ve yapılan harcamalar çok yetersiz.
İnsanların iyi bir eğitim alması birey olabilmelerinde belki de en önemli etkendir.Kendilerini ifade edebilen,haklarını arayabilen insanlar her zaman için tek başlarına ayakta kalabilme mücadelesi içine girmek yerine etraflarındaki insanları da bilinçlendirip topluma yararlı bireyler olmaya çalışırlar.Çevrelerinde olup bitenleri aldıkları eğitimle birleştirip günlük hayatta kullanmaya çalışırlar.Bu sayede yaşadıkları bölgenin kimliğini belli ederler.Fakat gerek eğitim olsun gerek başka türlü şeyler olsun ülkemizde insanlar ne yazıkki eşit değiller.
Doğu bölgelerde yaşayan insanlarla Batı bölgelerde yaşayanlar arasındaki fark her geçen gün artıyor.Bu eşitsizliğin giderebilmesi için sadece eğitim tek başına yeterli olamaz.Derste okuduğumuz "Ezilenlerin Pedagojisi" adlı yazıda "bankacı eğitim sistemi" adı altında bir sisteme değindik.Bu sistem bana kalırsa ülkemizin genelinde var olan bir şey.Ezbere dayalı eğitim Doğu kesimlerde de görüldüğü için bu tabuyu yıkmak çevre koşullarına da bağlıdır.İlköğretim sonrasında da lise öğrenimini tamamlamış bir kimse bu zaman diliminde öğrenmiş olduğu çoğu şeyi gerçek hayata taşıma imkanı olmadığı için onları sadece ezberlemekle yetinir. Bir şeyin "neden" öyle olduğunu öğrenebilmek için somut örneklere veya gerçek hayattan bu bilgiyle bağdaşabilicek şeylere ihtiyaç vardır.Aksi takdirde çocuk sadece ezberlediğiyle kalır hiç bir şekilde bunları günlük hayata geçiremez.Peki o zaman bu çocuğun günlük hayata geçiremediği veya "neden" sorusunu cevaplayamadığı bir şeyi bilmesinde ne yarar var? Bu çocuk bunları niye öğrensin ki?

Begüm Erşen dedi ki...

Yaşam alanındaki imkanlar Doğu ve Batı bölgelerde eşit olsaydı bu çocuklar herşeyin cevabını verebilicek ve öğrendiklerini gerçek hayatta kullanabilicek halde olurlardı.Bu sayede ülkesi için neyin iyi neyin kötü olduğunu veya içinde bulunduğu duruma ne gibi bir katkıda bulunabiliceği konusunda bir fikir sahibi olurdu.Bu tür şeyleri düşünüp hayata geçirebilen herkes bana kalırsa eşittir bu ülkede.
Doğu'da eğitimin haricinde o kadar çok şey eksik ki bu şeylerin eksikliğini sadece eğitim alarak kapatabilmek mümkün değil.Eğer
devlet Doğu ve Batı arasındaki her türlü imkanı eşit şekilde sağlayabilseydi, Doğu'daki okullarda okuyanlarda Batı'dakiler gibi her türlü şeye sahip olabilseydi eminim herşey eşit olurdu.
Devletin Doğu bölgeler için ayırdığı bütçeyi Batı'ya kıyasladığımızda sonuç trajikomik.
Neredeyse Batı'nın 10da 1i kadar bir bütçeyle devlet Doğu'da ihtiyaç olan her şeyi nasıl karşılayabilir ki?Okul yaptırsa hastaneler yok herşeyi geçtim yol,su,elektrik yok.Bunlar olmadan orada sözde eğitim gören çocuklar ne şekilde ülkelerine yararlı olabilirler ki?
Öğretmen veya doktorlar Doğu'ya gönderildikleri zaman isyan edicek dereceye geliyorlar severek yaptıkları mesleklerinden neredeyse vazgeçicek hale geliyorlar.Peki neden? Doğu'da Batı'da olan imkanların olmamasından.Batı'da bir hastanede çalışan bir doktor veya bir öğretmen Doğu'ya gittiği zaman sağlık ocağında veya sınıfta 50 kişiye birden aynı anda eğitim veren bir okulda çalışmak zorunda kalıyorlar. Eğer ordaki koşullarda Batı'daki ile eşit olsaydı bu sorunlar olur muydu? Bence olmazdı.
Devlet her türlü imkanı ülke için EŞİT bir şekilde uygulayabilseydi Doğu-Batı arasındaki eşitsizliği eğitimle giderebilmek belki mümkün olurdu ama şuanda ortada eğitimden önce çözülmesi gereken başka sorunlar var.Bu sorunlar ortadan kalktığında eminim ki Doğu-Batı arasındaki toplumsal eşitsizlik tek başına eğitimle giderilebilicek hale gelir.

recep akalın dedi ki...

öncelikle eğitim büyük bir sorun ama para eğitimden çok daha büyük bir sorun oldugunu kimse inkar edemez düşünün doğuya git en iyi olanakları koy eğitim adına adamın cebinde parası yoksa okuyamıyor bu ulkede simdi diyebilirsiniz okumak isteyince okur abi diye yok abi okuyamaz adam karnı aç,evi yok,ayağına giyicek ayakkabısı bile yokken okumayı dusunurmu veya hanginiz dusunursunuz bole bi durumda.. bu yuzden devletin oncelikli gorevi buraya yatırım yaparak yerli halkın ekonomik gücünü artırıcak insanlar bi seviyeye geldikten sora ekonomik olarak sonra eğitim imkanlarını geliştircek bana gore boyle yapmalı bu sayede devlt kalkıncak falan bunlar uzar gider bole ama iskelet bu.tabi bunlar çok çok once yapılmalıydı cunku bugun adım atsanız belki bundan 50sene sora meyvelerini toplarsınız.. ayrıca bu sorun terorizminde nedenlerinden biri cunku hal cahil,fakir zaten devlet buraya gereken onemi gostermiyor sora amerikada burada istediğini yapıyor cahil ve fakir olan halkı 3-5 kuruşa kandırıyo sonra terorizm oluyor.. bu işi 50yıl once yapanlar yani gelecek planlasını 50 yıl, 100yıl sonraya yapanların suanda dunyadaki konumları ortada bizim gibi gunu kurtarmaya yonelik hareket edenlerin durumuda ortada en basit pkk mesela!

emirhan dedi ki...

Eğitim bir ülkenin ileriye doğru sağlam adımlar atmasında, toplumunun duyarlı, birikimli ve düşünen bireyler olarak yetişmesinde büyük ve önemli bir faktördür. Çünkü ülkenin gelişmesi için gerekli olan süreç öncelikle eğitimle başlar. Gelişmiş olarak gösterdiğimiz ülkeler en başta eğitim sorununu halletmiş, eğitimi bütün toplumuna faydalı ve eşit bir şekilde yaymayı amaçlamış ve bunu büyük ölçüde başarmış olan ülkelerdir. Bu gibi ülkelerde bir bölgenin aşırı gelişip diğer bir bölgenin ortalamanın çok altında bir gelişmişlik seviyesinde olduğu görülemez. Kendi ülkemize baktığımızda bölgeler arasında sosyoekonomik olarak çok büyük farklılıklar görülmesinin sebebinin eğitimin her bölgede eşit şekilde verilememesi olduğunu düşünüyorum. Sürekli bahsettiğimiz kültür, gelişmişlik ve ekonomik olarak büyük farkların sebebi de temel olarak eğitimdeki eşitsizliğe dayanmaktadır. Bu sebeple doğu ve batı arasındaki farkın az da olsa kapanmasının bu koşullarda mümkün olmadığı söylenebilir. Eşitsizliği gidermekte, demokratik ve sosyal olduğunu söylediğimiz bir ülkede yaşadığımızdan devlete çok büyük görev düşmektedir. Devletin doğuya yapılacak olan eğitim yatırımlarını desteklemesi ve bütçe ayarlamasında eğitime daha fazla pay vermesi gerekir. Tabi unutulmamalıdır ki buradaki sorunun tek sebebi, okulların azlığı değil aynı zamanda doğuda, eğitim çağındaki çocukların ailelerinin çoğunun eğitimsiz ve cahil olmasıdır. Eğitim, öğretimden farklı olarak sadece okullardan değil aynı zamanda aileden ve içinde bulunulan toplumdan da elde edilir. İnsanın kendini geliştirmesi ve iyi bir eğitim görmesi çevresinin ne kadar eğitimli olduğuyla alakalıdır. Özellikle kız çocuklarına yönelik okula göndermekteki isteksizlik hala devam etmektedir. Bu yüzden sadece çocukların değil aynı zamanda ailelerinde eğitilmesi ve eğitimin öneminin aktarılması önemlidir.
Duruma genel olarak baktığımızda aslında sorunun çok büyük ve derin olduğu görülüyor. Eğitim bütçesini arttırmak ancak başka bütçelerden kısıntı yapılarak mümkün olabilir. Ülkenin coğrafi yapısı, terörle olan mücadele ve pek de parlak olmayan ekonomik durum göz önünde bulundurulduğunda bunun kolay olmadığı söylenebilir. Ayrıca eğitilmesi gereken kişiler sadece öğrenciler değil aynı zamanda onların aileleridir. Belli bir yaşa gelmiş bu insanların kafa yapısını değiştirmek tahmin edildiği kadar kolay olmayabilir. Bu sorun çözülmek isteniyorsa, doğru yapılmış uzun vadeli planları, sabırlı ve istikrarlı bir şekilde uygulamak gerekir.

Natan dedi ki...

Aşağıda Türkiye’deki eğitimin ne kadar aşırı milliyetçi, ayrılıkçı, yabancı düşmanı, farklı olanlara tahammül edemeyen bir tutum izlediğini gösteren örnekler verdim. Örneklerin hepsi gerçekten ders kitaplarında olan somut örneklerdir. Ve daha kötüsü bu örnekleri çok daha arttırmak mümkündür.

Tutibay Yayınları’na ait, A.Gündoğdu ve O.Ü.Bulduk’un ortak hazırladığı tarih kitabından bazı örnekler:

“Kendi tarihimizi öğrenmek” başlığının altında aşırı milliyetçiliği aşılama amaçlı Atatürk’ün iki sözüne yer verilmiş. Birincisi; “Türk evladı ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır”. İkincisi ise; “Büyük devletler kuran atalarımız, büyük ve yaygın uygarlıklara da sahip olmuşlardır. Bunu aramak, incelemek, Türklüğe ve cihana bildirmek, bizler için bir borçtur”.


Aynı kitapta Kaşgarlı Mahmud’un Divan-i Lugat-it Türk’ünden yine aşırı milliyetçi bir okuma parçası:
“[Ben], Türklerin ... asil ve soyca en önde bulunanlarından, en iyi kargı kullanan cengaverlerinden biri … gördüm ki Yüce Tanrı devlet güneşini Türklerin burçlarından doğurmuş, onlara Türk adını kendisi vermiş ... Cihanı onlara sebep yaratmış... onlara intisap edenleri, hizmetlerinde bulunanları aziz kılmış... Oklarının saplanmasından sakınmak için aklı
başında olanlara onların halleriyle hallenmekten başka bir çare kalmamış; halbuki ... gönüllerini elde etmek için kendi dilleriyle konuşmaktan daha güzel bir vasıta yok... Her kim
onların diline sığınırsa onu kendilerinden sayıyorlar, her türlü korkudan kurtarıyorlar.
Bunun içindir ki Türk olmayanlar da Türk diline sığınmakta, bu vesile ile zarar ve ziyandan
kurtulmaktadırlar.” (Gündoğdu ve Bulduk, 2007: 164)

Çiçi Yabgu’dan milliyetçiliği ve tek efendi olmayı öven bir okuma parçası:
“Boyun eğmeyeceğiz, zira Türkler öteden beri kuvveti takdir eder, tabi olmayı hakir görürler. Savaşçı süvari hayatımız sayesinde adı yabancıları titreten bir millet olduk. Biz ölsek de kahramanlarımızın şöhreti kalacak. Çocuklarımız ve torunlarımız, diğer kavimlerin efendisi olacaklardır.”

Başka ülkeleri yok saymanın, tahammülsüzlüğün en belirgin örneklerinden biri ise Çin İmparatorluğunun Türk Devletini yok etmek için gösterdiği çabaları “nifak tohumları ekmek” deyimiyle nitelendirmesi:
Çin, amacına ulaşmak için çok gizli bir plan uyguladı. Türk devletini içten yıkmak için Türk
boylarının arasına nifak tohumları ekti... Prensleri birbirine karşı kışkırttı. Türk ülkesine
ticaret yoluyla ipek ve lüks eşyalar sokarak halkı rahata ve lükse alıştırdı. Bunların
sakıncaları başlangıçta pek fark edilmedi; ancak zamanla devlet zayıflayarak ülkedeki iç
huzursuzluklar arttı... Çin'in Türk ülkesinde uyguladığı bölücü politika etkisini göstererek
devletin zayıflamasına ve parçalanmasına zemin hazırladı. (Çetin vd., 2006: 12)

Natan dedi ki...

İnkılap Tarihi kitabının “İç ve Dış Tehditler” başlığı altında; yabancı nefretini aşılayan, ksenofobiyi oluşturan bir yazılar:
Türkiye'nin hiç bir komşu ülkenin topraklarında gözü yoktur. Fakat komşu ülkeler bu
düşüncede değildir. Kıbrıs ve Ege sorunlarını yaratan ülkeler Batı Trakya'daki Türklere de
baskı uygulamaktadır. Ülkemize yönelik faaliyetlerde bulunan terör gruplarına destek vermektedir...Bazı komşu ülkelerde soydaşlarımıza karşı zaman zaman uygulanan baskıları
da gözden uzak tutmamak gerekir. Bu ülkeler Türkiye'ye yönelik kaçakçılık, milletlerarası
terörizm ve casusluk olaylarını desteklemektedirler. Bütün bu tutum ve davranışlarını
amacı ülkemizi bölüp parçalamak ve geçmişte yapamadıklarını günümüzde farklı yöntemlerle
gerçekleştirmektir. Toprak bütünlüğümüzü, bağımsızlığımızı, milli varlığımızı hedef
alan bu arzular, Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Türk milletine yöneltilmiş bir tehdittir. Bu tür
tehlikeler karşısında Türk milleti olarak üzerimize düşen görevler; bilinçli olmak, bu tür
oyunlara gelmemek, akla ve bilime dayanan, tarihimizin gerçeklerinden çıkmış olan
Atatürk ilkelerine sahip çıkmak ve onların devamlılığını sağlamaktır. Çünkü dışa karşı güçlü
olabilmenin temel koşulu, önce içte güçlü olmaktır. (agy, s. 316)

Ülkemize yönelik dış tehditlerin en önemli nedenlerinden biri bölgede güçlü bir Türkiye
istenmemesidir. (Aydın vd., 2007: 235)

Türkiye’nin bulunduğu bölgede güçlü bir konuma gelmesinin, kendileri için tehlikeli olacağını düşünen komşu ülkeler, güçlü bir Türkiye’yi istememektedirler. Türkiye’nin
gelişmesini ve güçlenmesini istemeyenler, cumhuriyetimize karşı bir tehdit oluştururken
bu dış güçler, ülke içinde, az da olsa, bazı cahil vatandaşlarımızı kazanmaya çalışmışlardır.
Bilerek ya da bilmeyerek bazı vatandaşlarımız, Türkiye’yi bölme konusunda bir iç tehdit
unsuru olmaktadırlar.” (Kara, 2006: 297)

“Türkiye'ye yönelik dış ve iç tehdit unsurlarının en büyük saldırıları cumhuriyetçilik ilkesine
yöneliktir... Bu güçler, Türk milletinin hiçbir zaman çeşitli oyunlara gelmeyeceğini, bölünmeyeceğini ve kendi etki alanlarına girmeyeceğini bilmeliler... Cumhuriyetçiliğe yönelik bu dış ve iç tehditler, sanıldığının aksine, milli birliğimizi daha da güçlü kılmaktadır.” (agy, s. 297).

Natan dedi ki...

Ermeni meselesi ile ilgili yazılar:

Ermeniler, 1896’da İstanbul’da yabancı sermayeli Osmanlı Bankası’nı basarak olaya Avrupa
devletlerinin karışmasını istediler. 1905’te padişah II.Abdülhamit’e suikast girişiminde
bulundular. 1909’da Adana’da büyük bir isyan çıkardılar... Birinci Dünya Savaşı’nın ilk
yıllarında Ruslar, Doğu Anadolu’da ilerleyince Ermenilere isyan fırsatı doğdu. Nisan 1915'te
Van'da ayaklanan Ermeniler, buradaki Türk nüfusunu katlettiler. Bu durum karşısında
Osmanlı Hükümeti, Doğu Anadolu'daki Ermenilerin, faaliyetlerini önleyebilmek için savaş
alanı olmayan ve yine bir Osmanlı toprağı olan Suriye’ye göç ettirilmelerine karar verdi.
Tehcir Kanunu olarak da adlandırılan yasa ile Doğu Anadolu bölgesi başta olmak üzere
Türkiye sınırları içerisinde güvenliği tehdit eden Ermeniler yine bir Osmanlı toprağı olan
Suriye’ye göç ettirildi. (Kara, 2007b: 130)

[Ermeniler] 1915’te Van’da ayaklandılar. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti, bölgedeki Müslüman halkın güvenliği için Doğu Anadolu’daki Ermenilerin Suriye’ye göç ettirilmelerine
karar verdi. (Başaran vd., 2007: 117)22

“Türk Milleti bir yandan da birlikte yaşadığımız azınlıklarla uğraşma mecburiyetinde kalmıştı.Bunlardan biri de Ermenilerdi” (Aydın vd., 2007: 104)

“Soykırımı Doğu Anadolu’da Ermeniler yapmıştır. Günümüzde yapılan kazı ve araştırmalarla ortaya çıkan bulgular Ermenilerin yaptığı katliamları belgelemektedir.” (Aydın vd., 2007:106)



Kürtler, Çerkesler, Lazlar, Alevilerle ilgili örnek veremiyorum. Çünkü ders kitaplarında bu toplumların isimleri bile geçmiyor. Öğrenciler Kürt ve Çerkes sözcüklerini ilk ve son kez “Bir zararlı cemiyet: Kürt Teali Cemiyeti” ve “Bir ihanet: Çerkes Ethem” başlıklarında duyuyorlar.


Kaynakça:
Türk Tarih Vakfı - Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi II
Tanıl Bora -Ders Kitaplarında milliyetçilik: “Siz bu ülke için neler yapmayı üşünüyorsunuz?”
Mutlu Öztürk – Tarih ders kitapları ve insan haklarına dair: Bazı satırbaşları

selin dedi ki...

Öcelikle bir ülkenin sosyoekonomik gelişimini sağlayan en önemli unsur eğitimdir. Çünkü birey aldığı eğitim düzeyine göre ülkesine verimli bir birey olabilir. Bu yüzden toplumun ekonomik,kültürel,sosyal ve siyasal gelişimi bireylerin aldığı eğitimle doğrudan bağlantılıdır . Sorumuza dönersek doğu batıya göre daha fazla dezavantaja sahiptir.Cumhuriyet yıllarında bile doğu sosyoekonomik yönden ortalamanın altındaydı.Bunda rusların işgali ermeni mezalimi ve dış ayaklanmaların etkisi vardı.Cografi yapısı nedeniyle doğu bayındırlık bakımından çok gelişememiştir.Bölgeyle ilgili hazırlanan raporlarda tabiat şartlarının çok zor olması ve kışın sekiz ay sürmesinden dolayı bu bölge ile ilgili kalkınma planları tam olarak başarılı olmamıştır.Bu da eğitim anlamındaki gerilemenin yan etkenlerinden biridir.Sonuçta yolları bile olmayan geçimini zor şartlar altında tarım ve hayvancıklıkla karşılamaya çalışan bir toplumun okula gitmektense para kazanmak için değişik yollar başvurması çok şaşırılacak bir durum değildir.Eğitim alanındaki gerilemenin asıl etkenine değinmek gerekirse kuşkusuz doğudaki toplumsal yapının feodal karakter taşımasıdır. Doğu tarikatların etkiliği olduğu toprak ağalarının değişik sıfatlarla ünvanlandırılıp yükseltildiği aşiretin her daim canlı oldu yerdir.Halk Atatürkün devrimlerinden inkılaplarından bir haber ağa ya da şeyh diye adlandırılan kişilerin bakış açısıyla hayata bakmaktadır.Onlar ne derse halk onu yapmaktadır.İşte bu feodal yapı yüzünden töreler cinayetler terör ortaya çıkmıştır.Tabiki buna bağlı olarakta göçler başlamıştır.Hem refahın olmadığı hemde maddi sıkıntı çeken bireyler batıya göç etmiştir.O zaman şöyle bir doğuya bakarsak göreceğimiz manzara yeterli maddi kazancın olmadığı ulaşımın düzgün bir şekilde sağlanamadığı ve tarikatların isteklerine göre hareket eden nüfus yoğunlu azalmış bir toplum olacaktır. Cumhuriyet yıllarında ekonomik ve toplumsal yönden doğunun gelişmesi için verilen kararlar aşiret reisleri tarafından direnişlerle karşılandı.Çünkü kendi kurdukları sosyal sistemin bozulmasından korktular.Bu da devletle toplumun karşı karşıya kalmasına neden oldu.Günümüze dönersek doğudaki eğitim sorunu için bir çok yatırım yapılıyor.İlk ve orta öğrenim dışında doğudaki her ilde bir üniversite var.Bu üniversiteleri daha da geliştirmek için yeni projeler üstünde çalışılıyor.Sadece eğitim değil diğer alanlardada doğunun gelişmesi için doğuya yönelik yapılan bir çok proje var.Benim söylemek istediğim doğudaki durumu düzeltmek için birşeyler yapılıyor fakat orada yaşayan halk sivil kuruluşlar yerel idareciler bu kalkınma harekatına katılmazsa nasıl başarıya ulaşılır? Eğitimsiz bilgisiz halk ağaların işine geliyor. Devletin yapması gereken önce feodal yapıyı kırmak halka doğrudan hizmeti götürmek olmalıdır.
SELİN KOCABAY

Kaynakça:
Sait Aşgın Doğu Anadolu Gerçeği M.Goloğlu Devrimler ve Tepkiler
www.tdtkb.org
www.gazeteport.com.tr

ömer adam dedi ki...

Günümüzde birçok devlet egitime önem vermektedir.Türkiyede bunların arasında yer almakta,fakat bir çok arkadaş egitimde ekonominin gelişmesine bağlamışlar olayı ama ben bu duruma katılmıyorum bence ekonomik yatırım yapılsa bile o ekonomik yatırım sonrasında doğu halkı sadece işci sınıfını oluşturacak
ve yüksek bi gelir elde edilemeyecek ancak eğer hem işci hem yönetici hemde kurucu rolleri ortada olursa eğitim için gerekli destek sağlanır yönetici ve işin teknik kısmına bakan insanlar(mühendis,doktor,ekonomist,yönetici vb=)bunlar yetişirse
o zamn ekonomik yatırımlar sonucunu daha iyi almaya başlar.

Adsız dedi ki...

NATAN'a cevap
Forumu uzaktan takip ediyorum: soylediklerinize katiliyorum. yeni bir tartisma ekseni dogabilir bu fikirlerden: herhangi bir ulus devlet icin egitimin amaci nedir? ulus devletler vatandaslarini egitmeye mi calisirlar, yoksa egitimi kendi varolus ideolojilerini mesrulastirmak icin bir enstruman olarak mi kullanirlar? ornegin sizce sirbistanda lise ogrencilerine ogretilen kitaplarda bu bolgenin osmanli yonetimi altinda oldugu donemler nasil anlatilmistir? osmanlilari olduklari gibi anlatma cabasi gudulmekte midir yoksa eli kanli caniler olarak mi anlatilmislardır? kimsenin dini kimligine dokunulmamis olmamasi, bolgelere goreceli otonomi verilmis olmasi, yapilan carsilar, kopruler, okullar vs taktir edilmis midir acaba? kisacasi osmanli donemi egrisiyle dogrusuyla anlatilir mi yoksa gunumuzun sirp milliyetciliginin dusmanlari olarak mi gozukur daha cok?
ikinci olarak daha genel bir elestirim olacak: sizin cevabinizin dogu bati esitsizligini gidermek konusuyla ilgisi tam olarak nedir? bir cografyayi paylasan insanlarin kimliklerinin bile taninmiyor olmasi bu soruyu belki de anlamsiz kiliyor ama bence yine de bu soru ekonomik ve firsat esitligi baglaminda tartisilmalidir oncelikle.
zumrut








isim

Elif dedi ki...

Konuyu hiç dolandırmadan '' Türkiye'de eğitim doğu-batı arasındaki toplumsal eşitsizliği giderebiliyor mu ? '' sorusuna '' Kesinlikle hayır. '' cevabını vermek istiyorum ve bu yanıtı vermek için açıkçası o kadar da uzağa gitmenize gerek kalmıyor. Bunu şöyle açıklayayım; sizlerin, batıda ki gibi iyi eğitim koşullarının doğuya da uygulanması sonucunda büyük bir gelişme olacağını söylediğiniz noktaya gelelim. Sizce iyi eğitim koşulları olduğunu varsaydığımız, en gelişmiş illerimizden olan İstanbul'da toplumsal eşitsizlik giderilebiliyor mu? Bunu bir düşünün...Aslında düşünmenize bile gerek yok.Çünkü hepinizin hayır dediğini duyar gibiyim.( Eğer aksini düşünüyorsanız da okula gelirken etrafınıza bakmanız hayır cevabını vermeniz için yeterli olacaktır.)
Peki bu durumda '' Hayırsa eğitim sistemimizin bunu gidermesi için ne yapılabilir ? '' sorusuna geçelim. Tabii ki eğitim sistemimizin toplumsal eşitsizliği gidermede ki yeri ve önemi büyüktür. Fakat eğitim sistemine geçmeden önce bir çok sorunu düzeltmemiz lazım. Gelelim çözmek için yapılması gerekenlere; öncelikle ana problem olan '' doğu-batı '' arasındaki eşitsizliğin nedenlerini çok iyi bir şekilde analiz etmeliyiz. Daha sonrada '' kültürel yapı, coğrafi yapı, ekonomik yapı '' şeklinde kısaca özetleyebileceğim negatif unsurların iyileştirilmesine yönelik neler yapılabilir konusunu araştırmalıyız. Zaten işin sırrı da burada. Yani bermuda şeytan üçgenine benzeyen bu negatif unsurları giderebilmek için elimizde ne var diye baktığımızda; önceliği mali gücün (yani paranın) olduğunu, sonrada eğitimin geldiğini görüyoruz.Burada da dikkat edilmesi gereken husus, her iki gücün kontrollü ve koordineli bir şekilde kullanılmasıdır.
Konuyu biraz açalım; örneğin coğrafi yapıyı ele alalım. Derste izlediğimiz ' Guns, Germs and Steel '' belgeselini hatırlayalım. Belgeselde coğrafi koşulların bir toplumun gelişiminde ne kadar önemli bir yere sahip olduğundan bahsediliyordu. Şimdi bunu konumuzla bağlayalım. Doğunun coğrafi yapısı birçok gelişmeye engel oluyor. Buna ufak bir örnek vermek istiyorum; doğuda ki okulların azlığını düşünelim. Devletin oraya okul yapma maliyeti, batıya okul yapma maliyetinden kat kat fazladır. Çünkü doğuda yeteri kadar alt yapı bulunmamaktadır. Okul yapmak için önce yol, su, elektrik gibi hizmetlerin sağlanması gerekir. Ayrıca batıda topluluklar doğudaki kadar dağınık biçimde yaşamıyorlar. Bu durumda doğudaki her mezraya bir okul yapmak ve oraya yeteri kadar öğretmen göndermek imkansızlaşıyor.
O halde devletin atacağı ilk adım yol, su, elektrik gibi hizmetleri doğuda sağlamak olmalı ki diğer engelleri aşabilelim. Daha sonrada insanları üretime katarak ekonomik durumlarını bir nebze düzeltirsek oradaki topluluklar yavaş yavaş eğitime açık hale gelmeye başlayacaklardır. Bu sayede de toplumsal eşitsizliği ( ki farkında mısınız bilmiyorum ama toplumsal eşitlik bile diyemiyoruz kulağa çok farklı geldiğinden ve kullanılmamasından dolayı ya da en azından bana öyle geliyor. ) gidermek için bir kapı açılmış olacaktır. Ancak İstanbul'da ve hatta tüm ülkelerde eşitsizlik sorunu var olduğuna göre bunu gidermiş değil en aza indirgemiş olabileceğiz.

Zekiye dedi ki...

Türkiye'deki egitim sistemi doğu-batı arasındaki toplumsal eşitsizliği maalesef gidermiyor.....
Türkiye'de eğitimin adaletli dagılımı üzerine tartışmalar sürmektedir.Özellikle eğitimin tüm alanları için doğu ve batı arasında bir farkın oldugu gözlemlenmektedir.Yakın zamanlı bir araştırmada Orta Anadolu'dan itibaren tüm doğu bölgelerinde eğitimin hâlâ ülke ortalamalarının çok gerisinde oldugu biliniyor.Sadece 8 yılık temel egitim veya daha az egitim almış olanlar Güneydogu Anadolu'da %79.45,Kuzeydoğu Anadolu'da %75.45,Doğu Karadeniz'de %73.17'ye ulaştıgı bulunmuştur.Eğitim düzeyi en yüksek iki bölge ise İstanbul ve Batı Anadolu oldugu verilmiştir....
Bu durumun sebebi ise ülkemizdeki eğitim ve kaynak dagılımındaki adaletsizligin yansıtması oldugunu göstermektedir.Batı illerinde eğitime yapılan yatırım ile doğu illerin de eğitime yapılan yatırım arasında ciddi uçurumlar olduğu belirtilmiştir bu uçurumlar dan dogal olarak aileler ve ülkemiz etkilenmektedir.....
Türkiye'de kız çocuklar ve erkek çocuklar Cumhuriyetin ilk yıllarından beri eğitimin her düzeyindeki okullara erişim açısından yasalar önünde eşit konuma sahiptirler.Temel Öğretim(ilkögretim eğitimi) zorunlu bir haktır.Maalesef bu hak doğudaki düşük gelir insanlar ve aile geleneklerine baglı(töre,aşiret,tarikat) ve kırsal alanlarda(tarla'da çapa yapan,vs..)erkek özellikle kız çocukları için olanak yoktur.Dogu da kız çocukları ögrenim süresi ilkögretim birinci kademe egitimine kadar devam ederken erkek çocukları ikinci kademe düzeyine kadar devam edebiliyor bu durumda şunu gösteriyor ki doğu egitiminde eşitlik saglanamadı.Bütün kalkınma planlarında eğitm düzeyinin artılacagı ve eşitsizliklerin giderilecegi söylenmesine ragmen henüz istenilen eğitim düzeyine ulaşılamadığı ve cinsiyete dayalı eşitsizligin devem ettigi görülmektedir..... Türkiye'de Eğitim sisteminin içinde bulundugu sorunların aşılması ve toplumun eğitim düzeyini yükseltmek,ancak gerçekleştirilicek köklü degişiliklerle olabilir..Bu degişiklikler Doğu-Batı arasındaki eğitim sisteminin eşitsizligini giderebilmesi için:
1)Öğretmen açığı ve sorunları:Kırsal alanlardaki ögretmen açıgı,çok sayıda ögretmen olmasına ragmen başlı başına bir sorundur.Öğretmenler temel hizmetlerin ve konut imkanlarının yetersiz oldugu köylerde görevendirilmek istememektedirler.
2)Kalabalık sınıflar
3)Aile degerleri(töre.aşiret.tarikat)
4)Dogum kaydı
5)Kayıt ve devemlılık:Yasal açıdan ,çocukların velilerinin onayı olmaksızın okula kaydolmaları mümkündür.Dolayısıyla kayıtlar yıl boyu devam etmelidir.
6)Ulaşım:Taşımalı sistemin,yolların kardan kapanması yüzünden birçok yerde uzun süreler işleyemedigi biliniyor,ideal olan,okulların çacukların ayağına getirilmesidir.Dolayısıyla daha fazla köyde okul yapılmalı ders yılı boyunca okula devamı,saglamanın en iyi yoludur.
7)Telafi egitimi:Okula gitmemiş çocuklara kaybettikleri zamanı kapatma imkanı tanıdıgı için çok önemlidir.Özelliikle 10 yaşında ve daha büyük olup birinci sınıfa kabul edilmeyecek olanlar için geçerlidir.Bu programın uygulanmasına geçilmeden önce,müfredatın hazırlanması,ders materyallerin geliştirilmesi ögretmen yetiştirilmesi ve bu egitim için ayrı mekanların bulunması grekmektedir.
Bu anlattıklarım uygulandıgı sürece egitim eşitsizligin ortadan kalkıcagına inanıyorum
Ülkemizde,ister zenci ol ister beyaz, ister dogulu ol ister batılı ,egitim herkes için şarttır....

KAYNAK:İnternet

Zekiye SARAYLI

Natan dedi ki...

Zümrüt Hanım’a cevaben:

Bana göre herkesin yanılgıya düştüğü bir nokta var. Dolayısıyla öncelikle tartışma konumuzu bir hatırlamamız gerekiyor. Tartışma konumuz: “Türkiye'de eğitim, doğu-batı arasındaki toplumsal eşitsizliği giderebiliyor mu?”.

Toplumsal eşitsizlikle ekonomik eşitsizlik ayrı şeylerdir. Soru; toplumsal eşitsizliklerden, ve eğitim sistemimizin bu eşitsizliklerin üstesinden gelip gelemediğinden bahsediyor. Dolayısıyla ben ekonomik şartları bir kenara koyup, eğitim sistemimizi irdelemeyi gerekli gördüm. Eğitim sistemimizle ilgili görüşlerimi de somut örnekler sunarak belirttim.

Gelelim arkadaşların tartışmayı sürüklediği noktaya. Yani doğu-batı eşitsizliğinin ekonomik koşullar nedeniyle oluştuğunu ve çözüm için eşit yatırımlar yapılması gerektiği düşünceye…
Bana göre Türkiye’de doğu-batı ifadesi; bir yön, bir bölge ifadesinden çok daha fazla anlam içermektedir. Şöyle ki; doğu-batı ifadesi bir kimlik farklılığından bahseder. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin doğu ile batı arasında yarattığı bütün eşitsizlikler siyasi meselelerdir. Ekonomik şartlar bir sebep değil, sonuçtur. Doğunun ekonomik sıkıntısı siyasi meselelerin sonucudur. Siyasi meseleler demokrasi ile çözüldüğü takdirde; doğuyu kalkındırma projeleri, ekonomik yatırımlar, aynı kalitede eğitim doğuya gelmeye başlayacaktır. Fakat, dediğim gibi sorunun kökü siyasi meselelerdir. Nitekim; eğitim sistemimiz yukarıda belirttiğim dehşet verici örnekleri içerdiği sürece, doğuya yapılacak hiçbir ekonomik yatırımın uzun vadede toplumsal eşitsizlikleri çözeceğine inanmıyorum. Hatta aksine iddia ediyorum ki, eşitsizlikleri körükleyecektir. Çünkü ekonomik bakımdan güçlenmiş “doğu” çok daha büyük sorunlara sebep olacaktır.

Dolayısıyla öncelikle siyasi, hukuki eşitsizlikler çözülmelidir. Ama çözüm, popülariteyi arttırmak için birtakım hak ve özgürlükler tanıyarak olmamalıdır. Başta devlet yöneticilerinin ve dolayısıyla halkın kafa yapıları değişmelidir. Doğu ile batı arasındaki eşitlik bilinci beyinlere yerleşmelidir. Tertemiz, saf bir eşitlik anlayışı olmalıdır. Bunun gayriihtiyari sonucu olarak da eğitim sistemindeki sorunlar giderilecektir. Çünkü eğitim, ülke tutumunun en net kanıtıdır ve onun geleceğidir.

Ulus devletlerde eğitimin amacıyla ilgili düşüncelerimi sormuşsunuz. Ulus devletten ne anlıyoruz? Ulus devlet anlayışı faşizan bir anlayışsa, bu ülkede demokrasinin ne işi var?
Ulus devlet faşizan değil, demokrasiyle kol kola olabilecek bir kavramsa o zaman bu ülkenin hukuku ve eğitimindeki ayrılıkçı politika nedir? Bütün bu kavramlar içinde Türkiye’nin tutarlı olduğu bir yer var mı?

Türkiye farklı etnik kökenlerin, farklı dinlerin, farklı mezheplerin ülkesidir. Bu, Anadolu tarihinin bize mirasıdır. Bu gerçeği beğenmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Kabul etmek demiyorum, beğenmek diyorum. Çünkü şu an ki tutumumuz “kabul etmek” zaten. Ne kadar iyi yaptığımız da ortada. Dolayısıyla başkalarının ne yaptığına bakmadan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak vatandaşlarımıza demokratik, özgürlükçü bir eğitim vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bana göre bizim şartlarımız, böyle yapılmasını gerektiriyor.

Teşekkürler,

selin menteşoğlu dedi ki...

Türkiye'de eğitim çok önemli bir sorun.Soruya cevap verebilmek için de konuyu biraz genel olarak işlemek istiyorum.Türkiye'de eğitim en az değer gören sektör.Devlet olsun kişisel olsun kimse bu sorunu çözmek için elini taşın altına koymuyor.Belki bu görev devlet'in görevi ama bireysel olarak bu konunun üzerine düşülmeli bence.Evet Türkiye'de eğitim için vakıflar kuruluyor ama bu vakıflar desteklenmiyor ki aksine kapatmak için davalr açılıyor.İnsanlara kötü düşünceler empoze ediliyor.Onun yerine destek verilse ortaya daha iyi şeyler çıkabilir.Eğer soruya dönecek olursak,devlet ülkeyi iki kısma bölmüş durumda.Türkiye'yi batı olarak görüyor.Genel olarak bütün sektörlerde bu ayrım var ama biz en etkili olarak eğitimde hissediyoruz.Devlet olarak sen ülkeyi batı olarak kabul edersen,insanları doğu'ya yönlerdirmessen doğu nasıl gelişebilir?Doğuda ki eğitim nasıl gelişebilir?Bu konular bir kısır döngü gibi eğitim eşşittir gelişim.Önce doğunun gelişmesi için eğitimin gelişmesi gerkir.Bunu içinde eşittlik şart.Eğitimde eşitlik konusu adına söylemek isteğim birtakım düşüncelirim var.Aynı koşullara sahip olmayan öğrenciler arasında farklar oluyor.Bu yüzden insanlar doğuyu tercih etmiyor.Kendilerini doğu da geliştireceklerini düşünmüyorlar.Oralarda ki öğrenciler bile batı ksımında okumak isityorlar.Aslında devletin ilk yapması geren hareket insanlarda ki doğu-batı hakkında ki düşüncelerin değiştirmesi gerekiyor ve bunun içinde çeşitli planlar yapması gerekiyor.Tabi ki birde uygulaması.Derste gördüğümüz bir konuda nüfus artış hızının düşmesini işledik bu olay bizim için bir şansmış.Eğitimde seviyeyi yükseltmek için elimize düşen bir kozmuş.Ben Türkiye'de eğitimin gelişeceğine inanıyorum tabi bütün şartlar el veririse.Geliştiği zamanlarda insanlar doğuya tayinleri çıktığında karalar bağlamamış olcaklar.Doğuda ki üniversiteler de en iyilerin arasına girecektir.İnsanlar dağlara çıkmak yerine okuyup devlet için çalışacaktır.İnsanlar ve devlet arasında köprüler kurulacaktır.Türkiye sınırlarında yaşayan herkes Türkiye için çaba harcıyacaktır.Tabi ki bunların çözümü sadece eğitim değil ama eğitimin katkısını görmezden gelemeyiz.Kısacası iyi eğitim için iyi şartlara sahip olmamız gerekiyor.Doğu-batı eğitimi içinde eşit şartlara sahip olmamız gerekiyor.

Zekiye dedi ki...

NATAN'A
Sayın arkadaşım senin bu ilk tartışmanı okudum ve doğu-batı egitimle hiç alakası olmadını düşünüyorum bu görüşün bireysel hakları öne çıkarıp,vatandaşlık haklarını köreltiyor..ayrıca pkk ile kürtleri birbirine karıştırma sen bu görüşünle asıl ayrımcılıgı yapıosun çözüm önermiyorsun ayrıca herkesin istediklerini yapması dünyanın hiç biyerinde sınırsız özgür sınırsız demokrasi kuralsızsık anarşiyi getirir..sana tavsiyem Ataturk'un Medeni bilgiler kitabını okuman ve son olarak sana bi soru sorucam

Ulus,devlete karşımısın??

Natan dedi ki...

Seninle aynı fikirde değilim sayın Zekiye. Sen bu tartışmayı ve benim demek istediklerimi hiç anlayamamışsın. Benim sana bir sorum olacak. Hayatında hiç Atatürk'ün fikirleri dışında bir kitap okudun mu?

Saygılar,

gizem özçelik dedi ki...

İnsanların toplumsal eşitliğe sahip olabilmeleri için ilk önce aslında doğu-batı diye ayırmadan tüm insanların eşit egitim hakkına sahip olmaları gerekmektedir.Bizim ülkemizde ise egitim doğu-batı diye ayrılıyor.Çünkü dogu'da yaşayan insanlar yaşam şartlarından,ulaşımdan,parasızlıktan,okulların yeterli olmayışından ve bunun gibi bir çok sebepten dolayı daha zorluklarla okuyorlar.Böylece oradaki insanlar gerekli egitimi alamadıklari için bi eşitlikten bahsedemiyoruz.Toplumsal eşitsizliği giderebilmek için bence insanların bilinçlendirilmesi,eğitim alabilecekleri okulların coğalması,bu okullara öğretmen tayin edilmesi gerekmektedir.Buna da öncelikle devletimizin ön ayak olması lazım başta eğitime olan önemin artması,eğitime harcanan miktarın çoğalması ve doguda yaşayan bir çok ailenin eğitim konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir.Herşeyden önce anne-babanın çocuklarını eğitim almaya yönlendirmeleri için anne-babalarında bilinçlendirilmesi de önemlidir.Bu ülkede yaşayan insanlar eşit şekilde eğitim görmediği sürece toplumsal eşitsizliğin giderilmesi zor bence.
Eğitim bir ülkenin ilerlemesine,gelişmesine ve geleceğine yön veren en önemli şey olmasına rağmen gereken önem verilmiyor bazı insanlar iyi bir eğitim hakkına sahipken sadece doğu'da doğuyup büyüdüğü için okuyamayan,okusa bile zor sartlarda okuyan insanlar var.

Zekiye dedi ki...

asıl sen benim ne demek istedigimi anlamamaşsın yada anlamamışsın demeyiyimde ben anlatamamışım galiba,tahmin edemeyecegin kadar çok kitap okudum olaya tarafsız açıdan bakabilmeni saglamak amacıyla medeni bilgiler kitabı nı okumanı önerdim.yoksa bu yazdıklarımın katı atatürkçülükle alakası yok.ben olaya sadece türkiye penceresin den değil daha küresel açıdan bakıyorum

birleşmiş milletlerin baş görevi 'halkların değil ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı'ilkesini savunmak iken ne oldu da,1976 da 'ulusların' demeyi bırakıp 'halklarını kendi kaderini tayin hakkın'dan söz etmeye başlamsına ,1982 unesco kararlarınada 'halkların kendi kaderlerini tayin hakkı'ilkesinin konmasına ve bunlardan sonra dünyadaki terörün artmasına ne diyorsun dogrusu çok merak ediyorum
Kaynak:16 aralık 1966 tarih ve 2200A-XII sayılı birleşmiş milletler ekonomik sosyal ve külterel haklar sözleşmesi.
1982 unesco kararları.

Natan dedi ki...

Seni anlıyorum. Türkiye'de ulus kendi kaderini tayin ediyor değil mi?
Peki çözülebilen herhangi bir şey var mı? Bana göre yok. Demek ki, bu ülkede bir yerlerde yanlışlık var.

Sevgili Zekiye. Önceki yazında bana birçok atıfta bulunmuşsun. Bana "bu görüşün bireysel hakları öne çıkarıp,vatandaşlık haklarını köreltiyor" demişsin. Nereden bunu anladın çok merak ediyorum.

"pkk ile kürtleri birbirine karıştırma sen bu görüşünle asıl ayrımcılıgı yapıosun" demişsin. benim yazılarımın hiçbirinde bu dediğini destekleyecek bir cümle yok. Benim söylediklerim devlet tutumuyla ilgili her zaman.

"çözüm önermiyorsun" demişsin. Evet "ulaşım", "daha çok öğretmen" gibi çözümler önermiyorum. Çünkü bunlar olayın derinliği karşısında ufak şeyler. Sana bu tür maddelerden on'larca yazabilirim. Ama ben çok daha geniş bir perspektife dikkat çekiyorum. Bu maddeler benim dediğimin alt birimleri oluyor.

"ayrıca herkesin istediklerini yapması dünyanın hiç biyerinde sınırsız özgür sınırsız demokrasi kuralsızsık anarşiyi getirir" demişsin. Yine söylüyorum ben hiçbir yazımda böyle bir şey söylemedim. Sen benim anlattıklarımdan bunu çıkardıysan, sana tekrar tekrar açıklayamıyacağım kusura bakma.
Ben demokrasiden bahsettim. Tam demokrasiden... Eğitimde, hukukta her yerde. Ama bana bu kadar karşı çıktığına göre demek ki sen demokrasiyi pek desteklemiyorsun.

Dikkat edersen önceki yazdığın mesajın hiçbir cümlesini kabul etmiyorum. Lütfen benim yazdıklarımı iyi oku, doğru anla.
Bir şey söylerken içini doldurup da söyle.

Daha fazla konuşçak bir şey olduğunu sanmıyorum.

Saygılar,

Zekiye dedi ki...

benim anlatmak istediklerimi ya ben anlatamıyorum ya sen anlamamakta direniyorsun
yazımın içeriğinin çok dolu oldugunu ve herkes tarafından bilinmeyen bir noktayı gündeme getirdimi düşünüyorum.
benim yazdıklarım sadece sana cevap değil,aynı zamanda sorunlara ve çözümlerine çok geniş açıdan bakarak nerelerde hatalar oldugunu,hataların nekadarının tek başına 'Türkiye' den kaynaklandıgını gözler önune sermekti
benim bakış açımında 'faşizan' oldugunu asla düşünmüyorum savundugum hakların eşit dagıldıgı,YURT KARDEŞLİGİNİN öne çıktıgı güçlü bir TÜKİYE...

Saygılarımla...

gizem şahinbaş dedi ki...

Türkiye’de eğitim özellikle doğu olmak üzere her bireye tam anlamıyla ulaştırılamıyor daha doğrusu ulaştırılmıyor. Doğuda var olan ağalık sistemi halkın gelişmesini, bilgi sahibi olmasını istemiyor. Gelişen halk hakkını arayacak ve toprak ağasının emri altında çalışmak istemeyecek toprak ağalarının da otoritesi sarsılacaktır. Bunun en güzel örneği köy enstitüleridir, 1954 yılında toprak ağalarının baskısı sonunda kapanmıştır. 1954 yılından bu güne doğuda bu kadar doğru işleyen ve her bireye ulaşan bir proje uygulanamamıştır. Günümüzde hala toprak ağalarının varlığı doğudaki toplumsal eşitsizliğin başlıca nedenlerindendir.
Defalarca doğudaki çocukların okuması için çeşitli projeler geliştirildi, kampanyalar başlatıldı, dernekler kuruldu fakat hiç kimse bu çocukların nasıl bir aileden geldiğini geçmişinin ne olduğunu araştırmadı. Doğudaki çocukların yetiştirilme amacı tarlada işçi ya da dağda çatışacak adama duyulan gereksinimdir. Çünkü 15 yaşına kadar tarlada çalışan, dağda yetişen çocuğu alıp okula götürüp Türkçe, Matematik, Fen, Sosyal dersi verirsek doğu problemimiz hiç bir zaman bitmez. O çocuklara öncelikle Tarih ve Psikoloji dersi verilmelidir. Tarihini iyi bilen birey yüzyıllardır kardeşçe yaşadığımızı görecek ve beyinleri yıkanmış bireyler gerçeği açıkça görecektir. Burada devlete düşen görev de öğretmen atamalarını doğuya yapmak, yaparken doğuyu bilen, tanıyan, eğitimin not değil bilgi olduğunu bilen bilinçli öğretmenler gönderilmelidir. Tabii ki doğru eğitim sistemiyle beraber toplumsal eşitsizlik problemi için ekonomik sorunları da çözümlemek gerekiyor. Sadece eğitim ve ekonominin yanı sıra doğudaki terör tehlikesini bitirmek devletin en önemli görevidir. Bütün bunlar planlı bir şekilde yürütülürse ancak o zaman doğu-batı ayrımı ortadan kalkar, her birey eşit bir konumda eğitim görür ve toplumsal eşitsizlik sorunu çözümlenir.

Ali Nohutcu dedi ki...

Öncelikle, Türkiye'de doğu-batı arasındaki toplumsal eşitsizliği, tek başına eğitim sistemi gideremez. Doğuda ki bir çocuk, kar yağdığında evinden 10 metre uzaklaşamazken, ulaşımı 3 ay kapalıyken, can güvenliği sağlanamazken, ailesinin onu okula gönderecek ekonomik durumu yokken, daha evinde sobası olmazken, hangi eğitimden bahsediyoruz? Bütün bunların yanında okul bulunmayan köyler kasabalar... Bulunsa bile öğretmen yok. Tüm bunlar göz önüne alındığında, eğitim sisteminin yanında başka hususlara da dikkat etmek lazım. Bir bütün olarak bakmalıyız. Ulaşımı, güvenliği, ekonomiyi düzeltmeden, doğudaki çocuk eğitim alamazken, hangi eğitim sistemi ne yapsın da eşitsizliği kaldırsın?

Kaldı ki eğitim sistemimizin sağlıksız olduğunu da düşünüyorum. Eğitim sistemi hakkında tartışabileceğimiz bir soru; "Türkiye'de eğitim, 'eğitim alanlar' arasındaki toplumsal eşitsizliği giderebiliyor mu?" olabilir mesela. Doğu-batı arasındaki eşitsizlik için eğitim sisteminin tek başına yapabileceği birşey yok. Fakat "eğitim alabilenler" için bir eşitlik sağlanabilir. Ama şu an ki üniversite sınavı mantığında, dershaneye gidenin, kursa katılanın, en çok özel ders alanın kazandığı, "at yarışı" benzeri sistemde bir eşitlik söz konusu olamaz.

Daha eğitim alabilenler arasında bir eşitsizlik varken, bu eğitimi bile alacak imkanlara sahip olmayanlar ne yapsın? Bu yüzden, Türkiye'de eğitim doğu-batı arasındaki toplumsal eşitsizliği giderebiliyor mu? Hayır... Fakat ideal eğitim sistemi getirseniz bile, okula ulaşımı sağlamadan, öğrencinin-öğretmenin sağlığını garantilemeden, yeterince okul açmadan, yeterince öğretmen göndermeden, bölgenin ekonomisini düzeltmeden, doğu-batı arasında bir eşitlikten bahsedemezsiniz. Bu yüzden eğitim sisteminden önce yaşam kalitesini, günlük yaşamı, ulaşımıyla, sağlığıyla, ekonomisiyle düzeltip, sonra eğitim sistemine bakmak gerekir.

Saygılar.

mehmet dedi ki...

Türkiye' de eğitim maalesef doğu batı arasındaki eşitsizliği gideremiyor ve böyle giderse de gideremeyecek.Eğer Türkiye'nin dört bir yanında aynı eğitim olanakları olsaydı belki böyle bir sorunla karşılaşmazdık ama aynı değil.Zaten doğu-batı arasındaki eşitsizliği ortaya çıkaran en büyük unsur, eğitim olanaklarının batıda yüksek doğuda ise fazlasıyla yetersiz olmasıdır.Bu eşitsizlik sadece eğitimden kaynaklanan bir sorun değildir , doğuya da gerektiğinden az önem verilmesindendir.Bu yüzden de doğudaki insanlar her şeyden mahrum ve geri kalıyorlar.Bu ve bunun gibi sorunların giderilmesi için devletin bir an önce gereken ihtiyaçları doğuya sunması ve oradaki sorunları çözmesi gerekir, başta eğitim olmak üzere.Şu an doğuda okuyamayan o kadar çocuk ve işsiz var ki bu sadece doğuyu değil aynı zamanda göçler yüzünden Büyükşehirleri de etkilemektedir.Devletin bu ihmali yüzünden doğuda fazlasıyla eşitsizlikler ortaya çıkıyor ve de devlet bunları gidermek için gerekenleri yapmıyor, kötü bir ekonomik durumda olmamıza rağmen halen doğuya yapacağı yatırımları gereksiz yerlerde kullanıyor.Bazıları Türkiye’yi İstanbul ve bunun gibi birkaç şehirden oluştuğunu sanıyorlar ama böyle değil, eğer doğuda da doğru düzgün bir eğitim olsaydı şimdi bu tarz sorunlarla karşılaşmazdık.Sonuç olarak bunların giderilmesi için doğuda eğitim yerleri fazlasıyla artmalı ve insanlara da doğru eğitim aktarılmalıdır.

nilay göncü dedi ki...

sanırım konu ateşli bir tartışma sebebiyle başka yönlere çarpıtılmış. Natan ile zekiye'nin tartışmalarından birinde ^^"pkk ile kürtleri birbirine karıştırma sen bu görüşünle asıl ayrımcılıgı yapıosun" demişsin. benim yazılarımın hiçbirinde bu dediğini destekleyecek bir cümle yok^^ cümlesi geçiyor. bence hiçkimsenin burda ayrımcılık,milliyetçilik gibi kavramları savunduğu yok. yani kimse burda ayrımcılık yapmıyor. bizim konumuz pkk,kürt,türk,atatürkçü,solcu,sağcı meselesi değil. biz burda eğitim sistemimizi tartışıyoruz.

sanırım hepimiz doğu ile batının arasındaki eğitim ve ekonomik farkın bir an önce kapatılmasında hemfikiriz,ama bazılarımız önceliği ekonomiye verirken bazılarımız önceliği eğitime veriyor,bazılarımız da işe daha derin boyutlardan baktığını söylüyor.
ama kimseden şöyle bir yorum içeriği görmedim,her ne yapılıyorsa yapılsın ama artık gerçekten birşeyler yapılmak zorunda.
bahar'ın ^^Hatta bence devlet hiçbir çalışma yapmıyor yada fikir çok ama icraat yok.^^ sözüne kısmen katılmıyorum,çünkü varolan bazı projeler var,lakin yöre halkının bu projelere ne kadar destek veridği önemli.evet,yapılan projelerin sayısı fazla değil,ama varolandan faydalanılmıyorsa,beklenen katılım gerçekleşmiyorsa yeni projelerin kapısı otomatikmen kapanır.peki ne yapmak lazım? yapılan projelere çocukları adına aileleri karar verdikleri için öncelikle aileleri bilinçlendirmek lazım. bu yüzden selin'in ^^Sadece eğitim değil diğer alanlardada doğunun gelişmesi için doğuya yönelik yapılan bir çok proje var.Benim söylemek istediğim doğudaki durumu düzeltmek için birşeyler yapılıyor fakat orada yaşayan halk sivil kuruluşlar yerel idareciler bu kalkınma harekatına katılmazsa nasıl başarıya ulaşılır? Eğitimsiz bilgisiz halk ağaların işine geliyor. Devletin yapması gereken önce feodal yapıyı kırmak halka doğrudan hizmeti götürmek olmalıdır.^^ düşüncesine katılıyorum.

birde şu durumu gözardı ediyoruz malesef bence;batının doğuya karşı önyargısı? peki bu nasıl giderilmeli? yani batıdaki insan doğuyu ne kadar iyi tanıyor? doğudaki yaşam hakkında ne kadar sağlam bilgilere sahip? bu önyargının gitmesi için batıdaki insanın da kısmi eğitime,bilgilenmeye ihtiyacı yok mu? yani doğudan çıkan bir çok başarılı doktor,mühendis,iş adamı,iş kadını,öğretmen,modacı,sanatçı, tiyatrocunun var olması gözardı edilmemeli diye düşünüyorum. peki bunlar kendilerini nasıl geliştirdiler? akıllarını kullanarak,peki akıllarını kulanmalarına kim destek verdi? muhtemelen aileleri,çevresi. demek istediğim eğitimli bireyler arasında yetişen bir çocuk otomatikmen eğitimli bir birey olacaktır extra durumlar olmazsa.
özetle şunu söylemek istiyorum; eğitim sistemimizi daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi devletin modern ve içeriği güçlü(sosyal aktivite alanı,kütüphane,laboratuvar) okullarını standart bir şekilde ayırım yapmadan her bölgede açması,bununla birlikte o yöredeki aileleri gerektiğinden daha fazla bilgilendirmesi,çocuğunun çaycılık yaparak hayatını kurtaramıyacağını ama okuyarak daha iyi yerlere gelebileceğini somut örneklerle,onların anlayacağı seviyede vermesi gerekir.onların anlayacağı seviye derken yanlış anlaşılmak istemiyorum.şöyleki;bir baba çocuğunun çaycılıktan kazanacağı paranın hesabını yapıyorsa o babaya çocuğunun mesela öğretmen olduğunda nasıl bir hayat yaşayacağı daha cazip bir şekilde anlatılmalıdır.
eğitim sağlanırsa ekonomik koşul zaten dengeyi bulacaktır.

selin dedi ki...

Osmanlı devleti tımar sistemi ile yurt topraklarının her köşesine devlet otoritesini götürebilmesine rağmen doğuda bu otoriteyi kuramamıştır.1515 çaldıran seferi ile doğu beylikleri osmanlı devletine itaat edeceklerini fakat kendi yönetim sistemleriyle varlıklarını devam ettirmeyi şart koşmuşlardır.Şartın kabul edilmesiyle başlayan süreçle osmanlı devleti bölgenin feodal yapısına dokunamamış ve bu yapı günümüze kadar gelmiştir.Osmanlı devleti yerini Türkiye Cumhuriyetine bıraktığında yapılan yenilikler doğu tarafından özümlenememiştir.Doğu ve batı arasındaki devlet anlayışı farklılığı bölgenin gelişimini her yönden engellemiştir.Doğudaki aşiret reislerinin cumhuriyete bakış açısı doğudaki halkın devlete olan güvenini azaltmıştır.Halkın bilgisizliği eğitimsizliği ve fakirliğinin etkisiyle aşiret reislerinin yani ağaların halk üzerindeki otoritesi artmıştır.Doğunun günümüzdeki durumunun nedeni her zaman ekonomik kalkınmışlık olarak görülsede siyasi boyutunun ne kadar önemli bi yer taşıdığını görmenizi istiyorum.Bu güne kadar gelen hükümet doğudaki feodal yapıyı ele almaktan çekinmiştir.Doğu halkıyla olan iletişimsizlik ağaların işine gelmiş kendi düşüncelerini halka empoze etmişlerdir.Eğer biz doğunun kültürüyle batıyı bağdaştırırsak halkla iletişimi kurarsak neden halk eğitim alıp kendi geliştirmek yerine dağlara çıksın ? Doğudaki eğitim düzeyini yükseltmek bununla beraber bölgenin kalkınmasını sağlamak için devletin doğru bilgi ve gerçekleri halka bizzat ulaştırması gerekmektedir.Çoğu arkadaşımın yorumlarında söylediği okul yapılmalı daha çok öğretmen olmalı ekonomik anlamda destek verilmeli gibi düşüncelerinin daha sonraki hedefler olması gerektiği düşünüyorum.Öncelikle bu güne kadar halkın kafasında yanlış şekillenmiş devlet kavramının düzeltilmesini feodal yapının değil devletin otoritesinin baskın olduğu bir sistem olması gerekiyor.Kısacası herşey halkın bilinçlenmesinde ve aklında bitiyor.Yapılan yatırımların karşılığını alabilmek için halkın bu çalışmalara katılması gerekmektedir.
SELİN KOCABAY
kaynakça:
internet

Canan Akçay dedi ki...

Türkiye’de verilen eğitim doğu ve batı arasındaki eşitliği maalesef ki gideremiyor. Aslında bu sorunumuzu gidermek için de devlet çok fazla çaba harcamıyor. Belki de bu eşitliğin sağlanamamasındaki tek sorun devletin doğuya çok fazla ilgi gösterememesi değildir. Şunu da unutmamamız gerekir ki Türkiye ne kadar çok ileri seviyelere gelirse gelsin önceden alışa gelinmiş bir aile yapımız vardır. Buda nedir hepimizin bildiği çevremizde de gördüğümüz; doğudaki babalarımızın kızlarını okutmaması ya da okutamaması. Son zamanlarda bu durumla alakalı medya ne kadar çok uğraşsa da kampanyalar yapılsa da çok fazla ilerleme olmuyor. Belkide artık doğuda ki babalarımız öyle düşünmese de eskiden de olan şu anda da devam eden bir düşünce vardır; “kız evladı okuyup da ne olacak” derler. Tabi ki de eşitsizlikteki en büyük sorunumuz bu değil.
Diğer bir önemli sorunumuz ise doğu ve batı arasındaki öğrencilerimize verilen eğitim farkı! İşte en büyük sorunumuz da bundan dolayı kaynaklanıyor. Aslında müfredatta konuda aynı. Peki, neden farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Acaba doğuya verilen ya da diğer bir deyişle doğu bölgelerimize atanan öğretmenlerimizin seviye ya da çok fazla bilgi sahibi olmadıklarından dolayı olabilir mi? Bence EVET. Örnek verecek olursam da üniversiteyi yeni bitirmiş bir öğretmenimizi ya da öğretmen adaylarımızı 2 senelik mecburi doğu bölgelerimize atamaları doğrumu? HAYIR! Peki, öğretmenlerimiz doğu bölgelerine gönüllü olarak mı mesleklerini icra etmeye gidiyorlar? Tabi ki de hayır! Peki neden?
Çünkü;

- iklim koşulları (hava’nın aşırı soğuk olması ve nerdeyse 6 ay süren karlı hava)
- az sınıf nüfusu (Örnek: 1. 2. ve 3. sınıflar da yeterli sayıda öğrenci olmadığından aynı sınıf içinde okutulması ve sadece yine 1 öğretmen olması )
- lojman ve okul arasında ki uzun mesafe
-teknoloji den az hatta hiç yararlanılamaması( her ne kadar gelişmiş ve bilgili bir ülkeyiz desek de daha doğudaki birçok öğrencinin bilgisayarın ne olduğunu bilmemeleri ve bilmedikleri gibi faydalanamadıkları bir ortam )

Ve bunlar gibi sayamayacağım bir süre neden… Sonuçta bir öğretmenin görevi; her neresi olursa olsun gidip görevini en güzel şekilde icra edip; eğitimli, bilgili vatandaşlar yetiştirmek değil midir? Evet öyledir, fakat gönülsüz yapılan bir işin çok da verimli sonuçlar doğurduğu söylenemez. Tabi ki de tek neden öğretmenlerimizin yetersiz bilgiye sahip olmamasına bağlı değil. Aslında devletimizin oraya gösterdiği eğitim alanındaki harcamaların payı çok önemli. Batıya yapılan yatırımların yarısı bile doğuya yapılamamışken arasında uçurumlar olan bir eğitim farkını inkâr etmemiz olağanüstü bir durumdur. Her emek karşılığını verir batıya verilen emeğin karşılığı daha bilgili, kültürlü, çağdaş ve modern insanlardır. Doğudan esirgenen emek ise insanlar arasındaki kültür ve eğitim uçurumunun temel nedenidir. Yatırımlar ve imkânlar eşit olsaydı eminim ki doğu ve batı arasındaki eğitim seviyesi eşitlenir ve buda ülkemizin daha rahat kalkınabilmesinin temel nedeni olmuş olur.

onur dedi ki...

Türkiye de eğitim doğu-batı arasındaki toplumsal eşitsizliği giderebiliyor mu? Sorusuna cevabım tabi ki hayır gidermiyor olacaktır. Bunun da bir değil bi cok nedeni olabilir. Evet nedenlerinden biri eğitim seviyesinin bölgelere göre dengesizlik gostermesi yani doğuda ki insanların batıdaki insanlara göre daha kötü bir eğitim alması, fakat kötü bir eğitimden kasıt ne? sanki Türkiye'nin batısında yaşayan insanlar cok mu iyi bir eğitim alıyor. Aklımıza gelebilcek her konuda Avrupa'nın gerisindeyiz, gerek eğitime ayırdığımız bütçeyle, gerekse de okuma oranıyla. Ülke olarak Avrupa nın gerisinde olduğumuz gibi ülke içinde de doğu batıdan geride eğitim alanında. Zaten toplumsal eşitsizliğin en büyük nedenide bu eğitim farkı. Şüphesiz ki bunun en büyük sorumlusu DEVLET, ama tek sorumlusu da değil. Bilinçsiz aileler de devlet kadar olmasa da bunun sorumlusu. Mesela doğuda da batıdaki gibi olsa herşey, okul, öğretmen, araç-gereç ve ulaşım sıkıntısı çekilmese. Belki de böyle bir durum da bile bir çok aile çocuklarını çalıştırmayı isteyebilir okutmak yerine. Çünkü orda ki ailelerin kendilerine yetecek kadar bile parası yokk, durum boyle olunca anlaşılıyor ki tek sorun eğitim değil. Orda ki insanın ekonomik durumu da cok önemli, bununla birlikte başka seyler de var tabi mesela bir cok insanın can güvenliği bile tehlikede.
Bugüne kadar bu konuların üstüne hiç gidilmedi devletimiz tarafından, gidildiyse de pek işe yaramadı. Artık devlet somut adımlar atmalı bu konuların çözümü için, çünkü oyle bi kaç sene de çözülcek şeyler değil bunlar..

Onur Can SAVUT

Aziz Karayel dedi ki...

Ulkemizde eşitsizliği ortadan kaldırmak için eğitime çok büyük bir görev düşmektedir.Çünkü etrafında olup bitenin farkında olan halk kendi için bir şeyler yapmak için mücadele edebilir.Doğu’ nun geçmişten günümüze uzanan yarı feodal yapısı zaten eksik olan eğitimi anlaşılmaz hale sokmuştur.Feodal yapının ileri gelenleri halkın eğitilerek kendi kaderlerinde söz sahibi olmasını istememişlerdir.Geçmiş yönetimlerin başlattığı doğunun kalkınması ve sosyo-ekonomik yapının batı seviyesine yaklaşmasına yardımcı olacak en büyük proje olan gap ın 1936 dan beri bitirilememesi de oradaki feodal yapının iyice güçlenmesine ve halkı devlete karşı kışkırtmalarına kadar ilerlemiştir.Devlet sıkıştığında gap projesini öne sürmekten vazgeçmelidir artık ve iyi düşünülmüş yeni projelerle bölgenin sosyo-ekonomik dönüşümünü hızlandırmalıdır .GAP’ın toplam maliyeti 32 milyar dolardır. Fakat 30 yılı aşkın süredir, projenin bölge için önemini belirtmelerine rağmen bu kaynak bir türlü projeye aktarılamamıştır. Oysa bir seferde batık bankaları kurtarmak için aktarılan kaynak, toplam GAP maliyetinin üzerindedir. Türkiye’de kamu yatırımları içerisinde GAP’a ayrılan pay hiçbir zaman % 10’un üzerine çıkmamıştır. Projenin 2007 yılında kamu yatırımlarından aldığı pay sadece % 7. 1’dir. Kaynak aktarılmaması nedeniyle zamana yayılan proje, bölgenin sosyo-ekonomik yapısında beklenen radikal dönüşümleri sağlayamamıştır. Proje 1990’ların başında tamamlanmış olsaydı, hedeflenen toplumsal dönüşümü sağlamada başarılı olunabilirdi.
Projenin uygulamasındaki bir diğer önemli yanlışlık da, sektörlere verilen öncelikten kaynaklanmaktadır. Projenin 2008 itibariyle gerçekleşme oranı %59 olmasına rağmen, tarım sektöründeki gerçekleşme oranı % 29’da kalmıştır. Oysa bölgedeki sosyo-ekonomik yapının dönüşmesine önemli bir katkısı olmayan enerji alanındaki tamamlanma oranı % 83. 6’dır.
GAP projesi bölgedeki büyük eşitsizlikler üzerine kurulmuş olduğu için, ölü doğmuş bir proje olarak değerlendirilmelidir. Hatta proje bazı alanlarda eşitsizliği daha da derinleştirmiştir. GAP bölgesinde, toprak dağılımındaki eşitsizlik ve topraksız nüfus oranı, Türkiye’nin diğer bölgeleri ile kıyaslandığında daha büyük boyutlardadır. Bölgede topraksız nüfus oranı yaklaşık % 40’tır. Dolayısıyla bölgedeki sulama projelerinin işletmeye açılmasıyla, bundan en çok yararlananlar büyük toprak sahipleri olmaktadır. Bölgede toprak reformu yapılmadan ve topraksız köylüyü toprak sahibi yapmadan, sulanabilir toprak miktarını arttırmak gelir dağılımını daha da bozmaktadır. Bu da bölgedeki ağalık ve aşiret yapısını değiştirmek yerine daha da güçlendirmektedir.

Aziz Karayel dedi ki...

Proje bölge ile Türkiye’nin batı bölgeleri arasındaki gelişmişlik farkını azaltmayı hedeflemekte iken, bugünkü uygulama biçimiyle bölge kentleri arasında yeni eşitsizlikler yaratmaya başlamıştır. Bu projeden en çok yararlanan şehir, bölgenin zaten en gelişmiş kenti olan Gaziantep’tir. Bu kent etnik sorun ve şiddet olaylarının eskiden beri fazla yaşanmadığı bir kenttir. Projeden, bölgenin diğer iki büyük kenti olan Şanlıurfa ve Diyarbakır da belli bir oranda yararlanırken Siirt, Şırnak, Batman ve Mardin illeri bölge içerisinde giderek marjinalleşmekte ve üç büyük bölge kentine göç vermektedir.
GAP, Türkiye’de etnik temele dayalı şiddet olaylarının henüz yaşanmadığı yıllarda başlamıştır. Bugün projenin tamamlanma oranı yüzde % 60’a yaklaşmış olmasına rağmen, şiddet eylemlerinin ve etnik kimlik tartışmalarının giderek yoğunlaşması, projenin tamamlanması ile dahi bu sorunların çözülemeyeceğini göstermektedir.
Devletin verdiği eğitime inanmayan halk artık çocuklarını okullara bile göndermemektedir, çocuklarda aileleriyle birlikte çalışmaktadır. Eğitimin halka ulaştırılamaması ve feodal yapının kırılamaması bölgedeki halkın içine kapanmasına ve etnik kökenli bir ayrışmanın meydana gelmesine sebep olmuştur.
Geçmişte eşitsizliği çözmek eğitim ve ekonominin birbirini destekleyici şekilde geliştirilmesiyle giderilebilirdi ancak şu anda bunlar sadece sorunun bir kısmı olarak algılanmalıdır çünkü zamanında iyi düşünülmüş projelerle müdahale edilmemesi oradaki halkın sorunlarını genişletmiştir. Artık birçok katmandan oluşan bu sorun, bütün yönleriyle ele alınmazsa hiçbir çözüm kalıcı olmayacaktır. Bölgedeki aşiret yapısı, nüfus artış hızı, toprak ağalığı, etnik kimlik, işsizlik gibi sorunlar, kapsamlı olarak düşünülüp akılcı çözümler üretilmediği, üretilmeye çalışılan çözümlerde halka söz verilmediği takdirde, halkı etnik çatışmalara sürüklemeyecek midir?
Aziz Karayel
Kaynakça:www.radikal.com.tr

Onur dedi ki...

Ülkemizde de eğitim ile doğu-batı arasındaki toplumsal eşitsizlik giderilebilir.

İlk olarak kaliteli bir eğitim her insanın hakkı olduğundan herkese ulaştırılmalıdır. Bunun içinde, ülke olarak eğitime ayırdığımız bütçeyi artırarak baslaya biliriz, fakat bu da tek basına yeterli olmayacaktır. Bu bütçeyi her bölgeye eşit yaymak yerine , ihtiyacı olan bolgelere daha fazla aktarılmalıdır. Ancak bu sekilde doğu ile batı arasında ki bu fark azalabilir.

İkinci olarakta eğitim eşitliğini sağlamak için yapılan bütün çabalara destek olunmalıdır. bu şekilde biyerlere varabiliriz.
Bence boyle davranıldığı taktırde en kısa zaman da bu çabaların meyvelerini toplamaya basşlarız..
Onur Can SAVUT

Orhan dedi ki...

Arkadaşlar,
Bu tartışmamızı burada sonlandırıyorum. Birkaç küçük noktaya dikkatinizi çekeyim:
1.Soru eğitimin sorunları değildi. Konuyu fazla dağıtmışsınız.
2.Internet diye veya www.radikal.com.tr veya www.taraf.com.tr diye bir kaynak adresi verilemez. Kaynak verecekseniz tam olarak adresini verin ki tiklayan o sayfaya ulaşabilsin. Yoksa bir insanın sizin bahsettiğiniz bilgiye ulaşması ya imkansız olur ya da aylar alır.

Hepinize değerli fikir ve katkılarınızdan dolayı teşekkür ederim...

Adsız dedi ki...

Merhaba.Ben bir ilköğretim öğrencisiyim.Bildiğiğimiz gibi ülkemizde kitap okuma alışkanlığı neredeyse hiç yok.Ödevim için yaptığım araştırmaya göre diğer ülkelere göre kitap okuma ile ilgili bütün oranlar Türkiye açısından çok komik rakamlar içeriyor.Lütfen kendimize gelelim artık arkadaşlar.Kendinize gelin Türk milleti! Titreyin ve kendinize gelin, ülkemiz bilinçsizlikten çöküyor! Artık uyanma vaktidir...